İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 230 / 456
230

Yirmi Üçüncü Devâ

YİRMİÜÇÜNCÜ DEVÂ

Ey kimsesiz, garîb, bîçâre hasta! Hastalığınla beraber kimsesizlik ve gurbet, sana karşı en katı kalbleri rikkate getirirse ve nazar-ı şefkati celb ederse, acaba Kur'ânın bütün sûrelerinin başlarında kendini “Rahmânürrahîm” sıfatıyla bize takdim eden ve bir lem'a-i şefkatiyle umum yavrulara karşı umum vâlideleri, o hàrika şefkatiyle terbiye ettiren ve her baharda bir cilve-i rahmetiyle zemin yüzünü ni'metlerle dolduran ve ebedî bir hayattaki Cennet, bütün mehâsiniyle bir cilve-i rahmeti olan senin Hàlık-ı Rahîmine îmân ile intisabın ve Onu tanıyıp hastalığın lisân-ı acziyle niyâzın, elbette senin bu gurbetteki kimsesizlik hastalığın, herşeye bedel Onun nazar-ı rahmetini sana celb eder.

Mâdem O var, sana bakar; sana herşey var. Asıl gurbette, kimsesizlikte kalan odur ki, îmân ve teslîmiyetle Ona intisab etmesin veya intisabına ehemmiyet vermesin.

Yirmi Dördüncü Devâ

YİRMİDÖRDÜNCÜ DEVÂ

Ey masûm hasta çocuklara ve masûm çocuklar hükmünde olan ihtiyarlara hizmet eden hastabakıcılar! Sizin önünüzde mühim bir ticâret-i uhreviye var. Şevk ve gayret ile o ticâreti kazanınız.

Masûm çocukların hastalıklarını, o nâzik vücûdlara bir idman, bir riyâzet ve ileride dünyanın dağdağalarına mukâvemet verdirmek için bir şırınga ve bir terbiye-i Rabbâniye gibi, çocuğun hayat-ı dünyeviyesine ait çok hikmetlerle beraber ve hayat-ı rûhiyesine ve tasaffî-i hayatına medâr olacak büyüklerdeki keffâretü'z-zünûb yerine, manevî ve ileride veyâhut Âhirette terakkiyât-ı maneviyesine medâr şırıngalar nev'indeki hastalıklardan gelen sevâb, peder ve vâlidelerinin defter-i âmâline, bilhassa sırr-ı şefkatle çocuğun sıhhatini kendi sıhhatine tercih eden vâlidesinin sahife-i hasenâtına girdiği, ehl-i hakikatçe sâbittir.

İhtiyarlara bakmak ise, hem azîm sevâb almakla beraber, o ihtiyarların –ve bilhassa peder ve vâlide ise– duâlarını almak ve kalblerini hoşnud etmek ve vefâkârâne hizmet etmek, hem bu dünyadaki saâdete, hem Âhiretin saâdetine medâr olduğu, rivâyât-ı sahîha ile ve çok vukûât-ı tarihiye ile sâbittir. İhtiyar peder ve vâlidesine tam itâat eden bahtiyar bir veled, evlâdından aynı vaziyeti gördüğü gibi; bedbaht bir veled, eğer ebeveynini rencîde etse, azâb-ı uhrevîden başka, dünyada çok felâketlerle cezasını gördüğü, çok vukûâtla sâbittir.

Evet, ihtiyarlara, masûmlara, yalnız akrabasına bakmak değil, belki ehl-i îmân –mâdem sırr-ı îmânla uhuvvet-i hakîkiye var– onlara rastgelse, muhterem hasta ihtiyar ona muhtaç olsa, rûh u canla ona hizmet etmek İslâmiyetin muktezâsıdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.