İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 236 / 456
236

“Bir ticâret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,

Yola geldim; lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber...

Ağlayıp nâlân edip, düştüm yola, tenhâ garîb;

Dîde giryân, sîne biryân, akıl hayran bîhaber...”

O vakit gurbette idim. Me'yûsâne bir hüzün ve nedâmetkârâne bir teessüf ve istimdâdkârâne bir hasret hissettim. Birden Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân imdâda yetişti. Bana o kadar kuvvetli bir ricâ kapısını açtı ve öyle hakîki bir tesellî ziyâsını verdi ki, o vaziyetimin yüz derece fevkındeki ye'si dahi izâle eder ve o karanlıkları dağıtabilirdi.

Evet, ey benim gibi dünya ile alâkaları kesilmeye başlayan ve dünya ile bağlanan ipleri kopmaya yüz tutan muhterem ihtiyar ve ihtiyareler! Bu dünyayı en mükemmel ve muntazam bir şehir, bir saray hükmünde halkeden bir Sâni'-i Zülcelâl, mümkün müdür ki; o şehirde, o sarayda en ehemmiyetli misâfirleriyle ve dostlarıyla konuşmasın, görüşmesin. Mâdem bilerek bu sarayı yapmış ve irâde ve ihtiyar ile tanzim ve tezyîn etmiş; elbette nasıl ki “Yapan bilir”, öyle de: “Bilen konuşur.” Mâdem bu sarayı, bu şehri bize güzel bir misâfirhâne ve ticâretgâh yapmış; elbette bize karşı münâsebâtını ve bizden arzularını gösterecek bir defteri, bir kitabı bulunacaktır.

İşte o kudsî defterin en mükemmeli; kırk vecihle mu'cize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve herbir harfinde asğarî olarak on sevâb ve on hasene ve bazen on bin ve bazen Leyle-i Kadir sırrıyla bir harfine otuz bin hasene ve meyve-i Cennet ve nur-u Berzah veren Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’dır. Bu makamda ona rekabet edecek kâinâtta hiçbir kitab yoktur ve hiçbir kimse gösteremez. Mâdem bu elimizdeki Kur'ân, semâvât ve arzın Hàlık-ı Zülcelâl’inin rubûbiyet-i mutlakası noktasından ve azamet-i ulûhiyeti cihetinden ve ihâta-i rahmeti cânibinden gelen kelâmıdır, fermânıdır, bir mâden-i rahmetidir; ona yapış... Her derde bir devâ, her zulmete bir ziyâ, her ye'se bir ricâ içinde vardır.

İşte bu ebedî hazinenin anahtarı îmândır ve teslîmdir ve onu dinleyip kabûl etmek ve okumaktır.

Beşinci Ricâ

BEŞİNCİ RİCÂ

Bir zaman ihtiyarlığımın mebde'inde, bir inziva arzusuyla, İstanbul’un Boğaz tarafındaki Yûşâ Tepesi’nde, yalnızlıkla rûhum bir istirahat aradı. Bir gün o yüksek tepede, dâire-i ufka, etrafa baktım. Gayet hazîn ve rikkatli bir levha-i zevâl ve firâkı, ihtiyarlığın ihtarıyla gördüm. Şecere-i ömrümün kırkbeşinci senesi olan kırkbeşinci dalındaki yüksek makamından,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.