İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 192 / 456
192

#### İkinci Misal

İkinci Misâl: Gayet vahşî bir adam, muhteşem bir kışla dâiresine girer. Gayet muntazam bir ordunun umumî, beraber ta'limlerini, muntazam hareketlerini görür. Bir neferin hareketiyle bir tabur, bir alay, bir fırka kalkar, oturur, gider; bir ateş emriyle ateş ettiklerini müşâhede eder. Onun kaba, vahşî aklı, bir kumandanın, devletin nizâmâtıyla ve kanun-u pâdişahî ile o kumandanın emrini, kumandasını anlamayıp inkâr ettiğinden, o askerlerin iplerle birbiriyle bağlı olduklarını tahayyül eder. O hayâlî ip ne kadar hàrikalı bir ip olduğunu düşünür, hayrette kalır.

Sonra gider, Ayasofya gibi gayet muazzam bir câmie, Cuma gününde dâhil olur. O cemâat-i Müslimînin, bir adamın sesiyle kalkar, eğilir, secde ederek oturduklarını müşâhede eder. Manevî ve semâvî kanunların mecmûundan ibaret olan Şerîatı ve Şerîat sâhibinin emirlerinden gelen manevî düsturlarını anlamadığından, o cemâatin maddî iplerle bağlandığını ve o acîb ipler onları esir edip oynattığını tahayyül ederek, en vahşî, insan sûretindeki canavar hayvanları dahi güldürecek derecede maskaralı bir fikirle çıkar, gider.

İşte, aynı bu misâl gibi, Sultan-ı Ezel ve Ebedin hadsiz cünûdunun muhteşem bir kışlası olan şu âleme ve o Ma'bûd-u Ezelînin muntazam bir mescidi olan şu kâinâta, mahz-ı vahşet olan inkârlı fikr-i tabiatı taşıyan bir münkir giriyor. O Sultan-ı Ezelînin hikmetinden gelen nizâmât-ı kâinâtın manevî kanunlarını birer maddî madde tasavvur ederek ve Saltanat-ı Rubûbiyetin kavânîn-i itibariyesi ve o Ma'bûd-u Ezelînin Şerîat-ı Fıtriye-i Kübrâsının, manevî ve yalnız vücûd-u ilmîsi bulunan ahkâmlarını ve düsturlarını, birer mevcûd-u haricî ve maddî birer madde tahayyül ederek, kudret-i İlâhiyenin yerine, o ilim ve kelâmdan gelen ve yalnız vücûd-u ilmîsi bulunan o kanunları ikame etmek ve ellerine icâd vermek, sonra da onlara “tabiat” nâmını takmak ve yalnız bir cilve-i kudret-i Rabbâniye olan kuvveti, bir zîkudret ve müstakil bir kadîr telâkki etmek, misâldeki vahşîden bin defa aşağı bir vahşettir!

Elhâsıl; tabîiyyûnların, mevhûm ve hakikatsiz, tabiat dedikleri şey, olsa olsa ve hakikat-i hariciye sâhibi ise, ancak bir san'at olabilir, sâni' olamaz. Bir nakıştır, nakkàş olamaz. Ahkâmdır, hâkim olamaz. Bir şerîat-ı fıtriyedir, şâri' olamaz. Mahlûk bir perde-i izzettir, hàlık olamaz. Münfail bir fıtrattır, fâtır bir fâil olamaz. Kanundur, kudret değildir, kàdir olamaz. Mistardır, masdar olamaz.

Elhâsıl: Mâdem mevcûdât var. Mâdem “Onaltıncı Nota”nın başında denildiği gibi, mevcûdun vücûduna, taksim-i aklî ile, dört yoldan başka yol tahayyül edilmez. O dört cihetten üçünün –herbirinin üç zâhir muhâller ile– butlânı kat'î bir sûrette isbât edildi. Elbette, bizzarûre ve bilbedâhe,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.