dördüncü yol olan Vahdet yolu, kat'î bir sûrette isbât olunuyor. O dördüncü yol ise, baştaki ﴾ اَف۪ي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴿ âyeti şeksiz ve şübhesiz, bedâhet derecesinde, Zât-ı Vâcibü'l-Vücûdun ulûhiyetini ve herşey doğrudan doğruya dest-i kudretinden çıktığını ve semâvât ve arz kabza-i tasarrufunda bulunduğunu gösteriyor.
Ey esbâb-perest ve tabiata tapan bîçâre adam!
Mâdem herşeyin tabiatı, herşey gibi mahlûktur; çünkü san'atlıdır ve yeni oluyor. Hem her müsebbeb gibi, zâhirî sebebi dahi masnû'dur.
Ve mâdem herşeyin vücûdu pek çok cihâzât ve âletlere muhtaçtır.
O hâlde, o tabiatı icâd eden ve o sebebi halk eden bir Kadîr-i Mutlak var. Ve o Kadîr-i Mutlakın ne ihtiyacı var ki, âciz vesâiti Rubûbiyetine ve icâdına teşrîk etsin? Hâşâ! Belki doğrudan doğruya, müsebbebi sebeb ile beraber halk ederek, cilve-i esmâsını ve hikmetini göstermek için, bir tertib ve tanzim ile zâhirî bir sebebiyet, bir mukàrenet vermekle, eşyadaki zâhirî kusurlara, merhametsizliklere ve noksaniyetlere merci' olmak için, esbâb ve tabiatı dest-i kudretine perde etmiş, izzetini o sûretle muhâfaza etmiş.
Acaba bir saatçi, saatin çarklarını yapsın, sonra saati çarklarla tertib edip tanzim etsin, daha mı kolaydır? Yoksa hàrika bir makineyi o çarklar içinde yapsın, sonra saatin yapılmasını o makinenin câmid ellerine versin, tâ saati yapsın, daha mı kolaydır? Acaba imkân haricinde değil midir? Haydi, o insafsız aklınla sen söyle, sen hâkim ol!
Veyâhut bir kâtib; mürekkeb, kalem, kağıdı getirdi. Onunla kendi bizzat o kitabı yazsa daha mı kolaydır? Yoksa o kağıt, mürekkeb, kalem içinde, o kitaptan daha san'atlı, daha zahmetli, yalnız o tek kitaba mahsûs olarak bir yazı makinesi icâd etsin, sonra o şuûrsuz makineye “Haydi sen yaz” desin de kendi karışmasın, daha mı kolaydır? Acaba yüz defa yazıdan daha müşkül değil midir?
Eğer desen: Evet, bir kitabı yazan makinenin icâdı o kitaptan yüz defa daha müşküldür. Fakat o makine, aynı kitabın birçok nüshalarını yazmasına vâsıta olmak cihetiyle, belki bir kolaylık var.
Elcevab: Nakkàş-ı Ezelî, hadsiz kudretiyle, nihâyetsiz cilve-i esmâsını her vakit tazelendirmekle, ayrı ayrı şekilde göstermek için, eşyadaki teşahhusları ve hususî sîmâları öyle bir sûrette halk etmiştir ki, hiçbir mektûb-u Samedânî ve hiçbir kitab-ı Rabbânî, diğer kitapların aynı aynına olamıyor. Alâ-külli hâl, ayrı mânâları ifâde etmek için, ayrı bir sîmâsı bulunacak.
