Eğer gözün varsa, insanın sîmâsına bak, gör ki; zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar, belki ebede kadar, bu küçük sîmâda, a'zâ-yı esâsîde ittifak ile beraber, herbir sîmâ, umum sîmâlara nisbeten, herbirisine karşı birer alâmet-i fârikası var olduğu kat'iyyen sâbittir. Bunun için, herbir sîmâ ayrı bir kitaptır. Yalnız san'atın tanzimi için ayrı bir yazı takımı ve ayrı bir tertib ve te'lif ister. Ve maddelerini hem getirmek, hem yerleştirmek ve hem de vücûda lâzım olan herşeyi dercetmek için, bütün bütün başka bir tezgâh ister. Haydi, farz-ı muhâl olarak, tabiata bir matbaa nazarıyla baktık. Fakat bir matbaaya ait olan tanzim ve basmak, yani, muayyen intizamını kalıba sokmaktan başka, o tanzimin icâdından, icâdları yüz derece daha müşkül bir zîhayatın cismindeki maddeleri aktâr-ı âlemden mîzan-ı mahsûsla ve hàs bir intizamla icâd etmek ve getirmek ve matbaa eline vermek için, yine o matbaayı icâd eden Kadîr-ı Mutlakın kudret ve irâdesine muhtaçtır. Demek bu matbaalık ihtimali ve farzı, bütün bütün mânâsız bir hurâfedir.
İşte bu saat ve kitab misâlleri gibi, Sâni'-i Zülcelâl, Kadîr-i Külli Şey, esbâbı halk etmiş, müsebbebâtı da halk ediyor. Hikmetiyle, müsebbebâtı esbâba bağlıyor. Kâinâtın harekâtının tanzimine dair kavânîn-i âdetullâhtan ibaret olan Şerîat-ı Fıtriye-i Kübrâ-yı İlâhiyenin bir cilvesini ve eşyadaki o cilvesine yalnız bir âyine ve bir ma'kes olan tabiat-ı eşyayı, irâdesiyle ta'yin etmiştir. Ve o tabiatın vücûd-u haricîye mazhar olan vechini, kudretiyle icâd etmiş ve eşyayı o tabiat üzerinde halk etmiş, birbirine mezc etmiş. Acaba gayet derecede ma'kul ve hadsiz bürhânların neticesi olan bu hakikatin kabûlü mü daha kolaydır? Acaba vücûb derecesinde lâzım değil midir? Yoksa câmid, şuûrsuz, mahlûk, masnû', basit olan o sebeb ve tabiat dediğiniz maddelere, herbir şeyin vücûduna lâzım hadsiz cihâzât ve âlâtı verip hakîmâne, basîrâne olan işleri kendi kendilerine yaptırmak mı daha kolaydır? Acaba imtina' derecesinde imkân haricinde değil midir? Senin o insafsız aklının insafına havâle ediyoruz.
Münkir ve tabiat-perest diyor ki: Mâdem beni insafa dâvet ediyorsun. Ben de diyorum ki:
Şimdiye kadar yanlış gittiğimiz yol hem yüz derece muhâl, hem gayet zararlı ve nihâyet derecede çirkin bir meslek olduğunu itiraf ediyorum. Sâbık tahkîkatınızdan, zerre mikdar şuûru bulunan anlayacak ki, esbâba, tabiata icâd vermek mümteni'dir, muhâldir. Ve herşeyi doğrudan doğruya Vâcibü'l-Vücûda vermek vâcibdir, zarûrîdir. “Elhamdülillâhi ale'l-îmân” deyip îmân ediyorum.
Yalnız bir şübhem var: Cenâb-ı Hakk’ın Hàlık olduğunu kabûl ediyorum. Fakat bazı cüz'î esbâbın ehemmiyetsiz şeylerde icâda müdâhaleleri
