İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 131 / 456
131

senin üstünden geçen, kalbine gelen ve aklına görünen herbir nuru tenkid parmaklarıyla yoklama ve tereddüd eliyle tenkid etme. Sana ışıklanan bir nuru tutmak için elini uzatma. Belki gaflet esbâbından tecerrüd et, onlara müteveccih ol, dur. Çünkü, ben müşâhede ettim ki, mârifetullâhın şâhidleri, bürhânları üç çeşittir:

Bir kısmı su gibidir. Görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz. Bu kısımda hayâlâttan tecerrüd etmek, külliyede ona dalmak gerektir. Tenkid parmaklarıyla tecessüs edilmez; edilse akar, kaçar. O âb-ı hayat, parmağı mekân ittihàz etmez.

İkinci kısım hava gibidir. Hissedilir, fakat ne görünür, ne de tutulur. Ona karşı sen, yüzün, ağzın, rûhunla o rahmet nesîmine karşı teveccüh et, kendini mukâbil tut. Tenkid elini uzatma, tutamazsın. Rûhunla teneffüs et. Tereddüd eliyle baksan, tenkid ile el atsan, o yürür, gider. Senin elini mesken ittihàz etmez, ona râzı olmaz.

Üçüncü kısım ise nur gibidir. Görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur. Öyle ise, sen kalbinin gözüyle, rûhunun nazarıyla kendini ona mukâbil tut ve gözünü ona tevcîh et, bekle. Belki kendi kendine gelir. Çünkü nur el ile tutulmaz, parmaklar ile avlanmaz. Belki o nur ancak basîret nuruyla avlanır. Eğer harîs ve maddî elini uzatsan ve maddî mîzanlarla tartsan, sönmese de gizlenir. Çünkü öyle nur, maddîde hapse râzı olmadığı gibi, kayda da giremez, kesifi kendine mâlik ve seyyid kabûl etmez.

On Birinci Nota

ONBİRİNCİ NOTA

Bil ki, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın ifâdesinde çok şefkat ve merhamet var. Çünkü, muhâtabların ekserîsi, cumhûr-u avâmdır. Onların zihinleri basittir. Nazarları dahi dakîk şeyleri görmediğinden, onların besâtet-i efkârını okşamak için, tekrar ile, semâvât ve arzın yüzlerine yazılan âyetleri tekrar ediyor. O büyük harfleri kolaylıkla okutturuyor. Meselâ, semâvât ve arzın hilkati ve semâdan yağmurun yağdırılması ve arzın dirilmesi gibi bilbedâhe okunan ve görünen âyetleri ders veriyor. O hurûf-u kebîre içinde küçük harflerle yazılan ince âyâta nazarı nâdiren çevirir, tâ zahmet çekmesinler.

Hem üslûb-u Kur'ânîde öyle bir cezâlet ve selâset ve fıtrîlik var ki, güyâ Kur'ân bir hâfızdır; kudret kalemiyle kâinât sahifelerinde yazılan âyâtı okuyor. Güyâ Kur'ân, kâinât kitabının kırâatidir ve nizâmâtının tilâvetidir ve Nakkàş-ı Ezelînin şuûnâtını okuyor ve fiillerini yazıyor. Bu cezâlet-i beyâniyeyi görmek istersen, hüşyâr ve müdakkik bir kalb ile, Sûre-i Amme ve ﴾ قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ ﴿ âyetleri gibi fermânları dinle!

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.