İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 53 / 456
53

“Ey insan ve ey insanın reisi ve mürşidi! Eğer bütün mevcûdât seni bırakıp fenâ yolunda ademe giderse, eğer zîhayatlar senden müfârakat edip ölüm yolunda koşarsa, eğer insanlar seni terk edip mezaristana girerse, eğer ehl-i gaflet ve dalâlet seni dinlemeyip zulümâta düşerse, merak etme. De ki: Cenâb-ı Hak bana kâfîdir. Mâdem O var, herşey var. Ve o hâlde, o gidenler ademe gitmediler; Onun başka memleketine gidiyorlar. Ve onların bedeline o Arş-ı Azîm Sâhibi, nihâyetsiz cünûd ve askerinden, başkalarını gönderir. Ve mezaristana girenler mahvolmadılar; başka âleme gidiyorlar. Onların bedeline başka vazifedârları gönderir. Ve dalâlete düşenlere bedel, tarîk-ı hakkı takib edecek mutî' kullarını gönderebilir. Mâdem öyledir, O herşeye bedeldir. Bütün eşya bir tek teveccühüne bedel olamaz” der.

İşte, şu mânâ-yı işârî vâsıtasıyla, bana dehşet veren üç müdhiş cenaze, başka şekil aldılar. Yani, hem Hakîm, hem Rahîm, hem Âdil, hem Kadîr bir Zât-ı Zülcelâl’in taht-ı tedbir ve rubûbiyetinde ve hikmet ve rahmeti içinde hikmet-nümâ bir seyerân, ibret-nümâ bir cevelân, vazifedârâne bir seyahat sûretinde bir seyr u seferdir, bir terhis ve tavziftir ki, böylece kâinât çalkalanıyor, gidiyor, geliyor.

Beşinci Nükte

BEŞİNCİ NÜKTE

﴾ قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ ﴿ âyet-i azîmesi, ittibâ'-ı Sünnet ne kadar mühim ve lâzım olduğunu pek kat'î bir sûrette ilân ediyor. Evet, şu âyet-i kerîme, kıyâsât-ı mantıkıye içinde, kıyâs-ı istisnaî kısmının en kuvvetli ve kat'î bir kıyâsıdır. Şöyle ki:

Nasıl mantıkça kıyâs-ı istisnaî misâli olarak deniliyor: “Eğer güneş çıksa gündüz olacak.” Müsbet netice için denilir: “Güneş çıktı. Öyle ise netice veriyor ki şimdi gündüzdür.” Menfî netice için deniliyor: “Gündüz yok. Öyle ise netice veriyor ki güneş çıkmamış.” Mantıkça, bu müsbet ve menfî iki netice kat'îdirler.

Aynen böyle de, şu âyet-i kerîme der ki: “Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, Habîbullâha ittibâ' edilecek. İttibâ' edilmezse, netice veriyor ki, Allah’a muhabbetiniz yoktur” Muhabbetullâh varsa, netice verir ki, Habîbullâhın Sünnet-i Seniyesine ittibâ'ı intac eder. Evet, Cenâb-ı Hakk’a îmân eden, elbette Ona itâat edecek. Ve itâat yolları içinde en makbûlü ve en müstakîmi ve en kısası, bilâ-şübhe, Habîbullâhın gösterdiği ve takib ettiği yoldur.

Evet, bu kâinâtı bu derece in'âmât ile dolduran Zât-ı Kerîm-i Zülcemâl, zîşuûrlardan o ni'metlere karşı şükür istemesi, zarûrî ve bedîhîdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.