kuvve-i zâikayı taşıyan lisânı şükürde istimâl etmek için lezîz taamları tercih edebilir. Bu hakikate işâret eden bir hâdise ve bir kerâmet-i Gavsiye:
Bir zaman Hazret-i Gavs-ı A'zam Şeyh Geylânî’nin terbiyesinde, nâzdâr ve ihtiyare bir hanımın bir tek evlâdı bulunuyormuş. O muhterem ihtiyare, gitmiş oğlunun hücresine, bakıyor ki, oğlu bir parça kuru ve siyah ekmek yiyor. O riyâzâttan za'fiyetiyle, vâlidesinin şefkatini celb etmiş. Ona acımış. Sonra Hazret-i Gavs’ın yanına şekvâ için gitmiş. Bakmış ki, Hazret-i Gavs, kızartılmış bir tavuk yiyor. Nâzdârlığından demiş:
“Yâ Üstad! Benim oğlum açlıktan ölüyor; sen tavuk yersin!”
Hazret-i Gavs tavuğa demiş:
“Kum biiznillâh!”
O pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp tavuk olarak yemek kabından dışarı atıldığını, mu'temed ve mevsuk çok zâtlardan, Hazret-i Gavs gibi kerâmât-ı hàrikaya mazhariyeti dünyaca meşhûr bir zâtın bir kerâmeti olarak, manevî tevâtürle nakledilmiş.
Hazret-i Gavs demiş:
“Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin.”
İşte, Hazret-i Gavs’ın bu emrinin mânâsı şudur ki: Ne vakit senin oğlun da rûhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit lezîz şeyleri yiyebilir.
Dördüncü Nükte
DÖRDÜNCÜ NÜKTE
“İktisad eden, maîşetçe aile belâsını çekmez” meâlindeki لَا يَعُولُ مَنِ اقْتَصَدَ hadîs-i şerîfi sırrıyla, iktisad eden, maîşetçe aile zahmet ve meşakkatini çok çekmez.
Evet, iktisad kat'î bir sebeb-i bereket ve medâr-ı hüsn-ü maîşet olduğuna o kadar kat'î deliller var ki, had ve hesaba gelmez. Ezcümle, ben kendi şahsımda gördüğüm ve bana hizmet ve arkadaşlık eden zâtların şehâdetleriyle diyorum ki; iktisad vâsıtasıyla bazen bire on bereket gördüm ve arkadaşlarım gördüler.
Hattâ dokuz sene –şimdi otuz sene– evvel benimle beraber Burdur’a nefyedilen reislerden bir kısmı, parasızlıktan zillet ve sefâlete düşmemekliğim için, zekâtlarını bana kabûl ettirmeğe çok çalıştılar. O zengin reislere dedim:
“Gerçi param pek azdır. Fakat iktisadım var. Kanâate alışmışım. Ben
