İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 145 / 456
145

sizden daha zenginim.” Mükerrer ve musırrâne tekliflerini reddettim.

Cây-i dikkattir ki, iki sene sonra, bana zekâtlarını teklif edenlerin bir kısmı, iktisadsızlık yüzünden borçlandılar. Lillâhi'l-Hamd, onlardan yedi sene sonra, o az para, iktisad bereketiyle bana kâfî geldi, benim yüz suyumu döktürmedi, beni halklara arz-ı hâcete mecbur etmedi. Hayatımın bir düsturu olan “nâstan istiğnâ” mesleğimi bozmadı.

Evet, iktisad etmeyen, zillete ve ma'nen dilenciliğe ve sefâlete düşmeğe namzeddir. Bu zamanda isrâfâta medâr olacak para çok pahalıdır. Mukâbilinde bazen haysiyet, nâmus, rüşvet alınıyor. Bazen mukaddesât-ı diniye mukâbil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, manevî yüz lira zarar ile maddî yüz paralık bir mal alınır.

Eğer iktisad edip hâcât-ı zarûriyeye iktisar ve ihtisar ve hasretse, ﴾ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ﴿ sırrıyla, ﴾ وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ ف۪ي الْاَرْضِ اِلَّا علٰى اللّٰهِ رِزْقُهَا ﴿ sarâhatiyle, ummadığı tarzda, yaşayacak kadar rızkını bulacak. Çünkü şu âyet taahhüd ediyor.

Evet, rızık ikidir:

Biri; hakîki rızıktır ki, onunla yaşayacak. Bu âyetin hükmü ile, o rızık taahhüd-ü Rabbânî altındadır. Beşerin sû-i ihtiyarı karışmazsa, o zarûrî rızkı herhalde bulabilir. Ne dinini, ne nâmusunu, ne izzetini fedâ etmeğe mecbur olmaz.

İkincisi; rızk-ı mecâzîdir ki, sû-i istimâlât ile hâcât-ı gayr-ı zarûriye hâcât-ı zarûriye hükmüne geçip, görenek belâsıyla tiryâki olup, terk edemiyor. İşte bu rızık taahhüd-ü Rabbânî altında olmadığı için, bu rızkı tahsil etmek, hususan bu zamanda, çok pahalıdır. Başta izzetini fedâ edip zilleti kabûl etmek, bazen alçak insanların ayaklarını öpmek kadar ma'nen bir dilencilik vaziyetine düşmek, bazen hayat-ı ebediyesinin nuru olan mukaddesât-ı diniyesini fedâ etmek sûretiyle o bereketsiz, menhus malı alır.

Hem bu fakr u zarûret zamanında, aç ve muhtaç olanların elemlerinden ehl-i vicdâna rikkat-i cinsiye vâsıtasıyla gelen teellüm, o gayr-ı meşrû bir sûrette kazandığı para ile aldığı lezzeti, vicdânı varsa acılaştırıyor. Böyle acîb bir zamanda, şübheli mallarda, zarûret derecesinde iktifâ etmek lâzımdır. Çünkü اِنَّ الضَّرُورَةَ تُقَدَّرُ بِقَدْرِهَا sırrıyla, haram maldan, mecburiyetle zarûret derecesini alabilir, fazlasını alamaz.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.