İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 267 / 456
267

birbirinden ayrı, fârikalı bir sûrette, gözümüz önünde, hususan her baharda, gayet çok, gayet kolay, gayet geniş bir dâirede, gayet çoklukla halk eder, yapar bir kudretin azamet ve haşmeti içinde, beraberlik ve benzeyişlik ve birbiri içinde ve bir tarzda yapılmalarıyla Vahdetini ve Ehadiyetini bize gösterir. Ve böyle hadsiz mu'cizâtı ibraz eden bir fiil-i Rubûbiyete, bir tasarruf-u Hallâkıyete müdâhale ve iştirâk mümkün olmadığını bildirir, diye anladım. Her mü'min gibi benim hüviyet-i şahsiyemi ve mâhiyet-i insaniyemi anlamak isteyenler ve benim gibi olmak arzu edenler, حَسْبُنَا daki (نَا ) cem'iyetinde bulunan ene’nin, yani, nefsimin tefsirine baksınlar. Ehemmiyetsiz, hakîr ve fakir görünen vücûdum –her mü'minin vücûdu gibi– ne imiş, hayat ne imiş, insaniyet ne imiş, İslâmiyet ne imiş, îmân-ı tahkîkî ne imiş, mârifetullâh ne imiş, muhabbet nasıl olacakmış? Anlasınlar, dersini alsınlar!

Dördüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye

DÖRDÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlûbiyet gibi vücûdumu sarsan ârızalar, bir gaflet zamanıma rastgelip, şiddetle alâkadar ve meftûn olduğum vücûdum, belki mahlûkatın vücûdları, “Ademe gidiyor” diye elîm bir endişe verirken, yine bu Âyet-i Hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Mânâma dikkat et ve îmân dûrbîniyle bak!”

Ben de baktım ve îmân gözüyle gördüm ki, bu zerrecik vücûdum, her mü'minin vücûdu gibi, hadsiz bir vücûdun âyinesi ve nihâyetsiz bir inbisat ile hadsiz vücûdları kazanmasına bir vesile ve kendinden daha kıymetdâr, bâkî, müteaddid vücûdları meyve veren bir kelime-i hikmet bulunduğunu ve mensûbiyet cihetiyle bir ân yaşaması, ebedî bir vücûd kadar kıymetdâr olduğunu ilmelyakìn ile bildim. Çünkü, şuûr-u îmân ile bu vücûdum Vâcibü'l-Vücûdun eseri ve san'atı ve cilvesi olduğunu anlamakla, vahşî evhâmdan ve hadsiz firâklardan ve hadsiz müfârakat ve firâkların elemlerinden kurtulup, mevcûdâta, hususan zîhayatlara taalluk eden ef'âl ve esmâ-i İlâhiye adedince uhuvvet râbıtalarıyla münâsebet peydâ eylediğim bütün sevdiğim mevcûdâta, muvakkat bir firâk içinde dâimî bir visâl var olduğunu bildim. İşte, îmân ile ve îmândaki intisab ile, her mü'min gibi, bu vücûdum dahi hadsiz vücûdların firâksız envârını kazanır. Kendi gitse de onlar arkada kaldığından, kendisi kalmış gibi memnun olur.

Hülâsa, ölüm firâk değil, visâldir, tebdil-i mekândır, bâkî bir meyveyi sünbül vermektir.

Beşinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye

BEŞİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Yine bir vakit hayatım çok ağır şerâit ile sarsıldı ve nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.