arkasından çıkan ve şarktan garba kadar harâb eden akvâm-ı vahşiye ve gâretkâr milletlerin Hind ve Çin’deki akvâm-ı mazlumeye tecâvüzlerini durdurmak için, o Himalaya silsilelerine yakın iki dağ ortasında uzun bir sed yaptığı ve o akvâm-ı vahşiyenin kesretle hücumlarına çok zaman mâni olduğu gibi, Kafkas Dağlarında, Derbent cihetinde yine çapulcu, gâretgîr akvâm-ı Tatariyenin hücumunu durdurmak için, Zülkarneyn-misâl eski İran pâdişahlarının himmetiyle sedler yapılmıştır. Bu nev'iden çok sedler var. Kur'ân-ı Hakîm, umum nev'-i beşerle konuştuğu için, zâhiren bir hâdise-i cüz'iyeyi zikredip, umum o hâdiseye benzer hâdisâtı ihtar ederek konuşuyor. İşte bu nokta-i nazardandır ki, Sedde ve Ye'cüc ve Me'cüce dair rivâyetler ve akvâl-i müfessirîn ayrı ayrı gidiyor.
Hem Kur'ân-ı Hakîm, münâsebât-ı kelâmiye cihetinde bir hâdiseden uzak bir hâdiseye intikal eder. Bu münâsebâtı düşünmeyen zanneder ki, iki hâdisenin zamanları birbirine yakındır. İşte, Seddin harâbiyetinden kıyâmetin kopmasını Kur'ân’ın haber vermesi, kurbiyet-i zaman cihetiyle değil, belki münâsebât-ı kelâmiye cihetinde iki nükte içindir. Yani, bu sed nasıl harâb olacak, öyle de dünya harâb olacaktır. Hem nasıl ki fıtrî ve İlâhî sedler olan dağlar metîndir, ancak kıyâmetin kopmasıyla harâb olurlar, öyle de; bu sed dahi dağ gibi metîndir, ancak dünyanın harâb olmasıyla hâk ile yeksân olabilir, inkılâbât-ı zaman tahribât yapsa da çoğu sağlam kalır demektir. Evet, Sedd-i Zülkarneyn’in külliyetinden bir ferdi olan Sedd-i Çinî binler sene yaşadığı hâlde daha meydânda duruyor. İnsanın eliyle zemin sahifesinde yazılan mücessem, mütehaccir, mânidâr, tarih-i kadîmden uzun bir satır olarak okunuyor.
Üçüncü Sualiniz
ÜÇÜNCÜ SUÂLİNİZ: Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın Deccâlı öldürmesi, hem Birinci Mektûb ve hem Onbeşinci Mektûb’da gayet muhtasar ve size kâfî bir cevab vardır. ∗∗∗
