İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 277 / 456
277

Mübârek kardeşlerimin hàlis duâlarıyla zehirin tehlikesi geçmiş ve o merhum şehîdin, kuvvetli emârelerle, kabrinde Nurlarla meşgul olması ve suâl meleklerine Nurlar ile cevab vermesi; ve onun bedeline ve onun sisteminde Nurlara çalışacak Denizli kahramanı Hasan Feyzi (Rahmetullâhi Aleyh) ve arkadaşları perde altında te'sirli bir sûrette hizmetleri; ve düşmanlarımızın dahi, mahpusların birden Nurlarla ıslah olmaları cihetinde, hapisten çıkmamıza tarafdâr olması; ve Ashâb-ı Kehf misillû Nur şâkirdleri o sıkıntılı çilehâneyi Ashâb-ı Kehf ve eski zaman ehl-i riyâzâtının mağaralarına çevirmesi; ve istirahat-i kalble Nurların neşrine ve yazmasına sa'yleriyle inâyet-i Rabbâniyenin imdâdımıza yetiştiğini isbât etti.

Hem kalbime geldi ki, mâdem İmâm-ı A'zam gibi eâzım-ı müçtehidîn hapis çekmiş ve İmâm-ı Ahmed İbn-i Hanbel gibi bir mücâhid-i ekbere, Kur'ânın bir tek mes'elesi için hapiste pek çok azâb verilmiş ve şekvâ etmeyerek, kemâl-i sabır ile sebat edip o mes'elelerde sükût etmemiş. Ve pek çok imâmlar ve allâmeler, sizlerden pek çok ziyâde azâb verildiği hâlde, kemâl-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kur'ânın müteaddid hakikatleri için pek büyük sevâb ve kazanç aldığınız hâlde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur. Evet, zulm-ü beşer içinde bir cilve-i inâyet-i Rabbâniyeyi kısaca beyân edeceğim:

Ben yirmi yaşında iken tekrar ile derdim: “Eski zamanda mağaralara çekilen târikü'd-dünyalar gibi, âhir ömrümde ben de bir mağaraya, bir dağa çekilip insanların hayat-ı ictimâiyesinden çıkacağım.” Hem eski Harb-i Umumîde şark-ı şimâlîdeki esâretimde karar vermiştim ki, “Bundan sonra ömrümü mağaralarda geçireceğim. Hayat-ı siyâsiyeden ve ictimâiyeden sıyrılacağım. Artık karışmak yeter” derken, inâyet-i Rabbâniye, hem adâlet-i kaderiye tecellî ettiler. Kararımdan ve arzumdan çok ziyâde hayırlı bir sûrette, ihtiyarlığıma merhameten, o mutasavver mağaralarımı hapishânelere ve inzivalara ve yalnızlık içinde çilehânelere ve tecrid-i mutlak menzillerine çevirdi. Ehl-i riyâzet ve münzevîlerin dağlardaki mağaralarının çok fevkınde Yûsufiye medreseleri ve vaktimizi zâyi' etmemek için tecridhâneleri verdi. Hem mağara fâide-i uhreviyesini, hem hakàik-ı îmâniye ve Kur'âniyenin mücâhidâne hizmetini verdi. Hattâ ben azmetmiştim ki, arkadaşlarımın berâetlerinden sonra bir suç gösterip hapiste kalacağım. Husrev ve Feyzi gibi mücerredler benim yanımda kalsın ve bir bahâne ile, insanlarla görüşmemek ve vaktimi lüzumsuz sohbetlerle ve tasannu' ve hodfürûşluk ile geçirmemek için tecrid koğuşunda bulunacağım. Fakat kader-i İlâhî ve kısmetimiz, bizi başka çilehâneye sevk ettiler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.