İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 227 / 456
227

en güzel, en câmi' âyine-i Samediyet de, hayattır. Güzelin âyinesi güzeldir. Güzelin mehâsinlerini gösteren âyine güzelleşir. O âyinenin başına o güzelden ne gelse güzel olduğu gibi, hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünkü, güzel olan Esmâü'l-Hüsnâ’nın güzel nakışlarını gösterir.

Hayat, dâima sıhhat ve âfiyette yeknesak gitse, nâkıs bir âyine olur. Belki bir cihette adem ve yokluğu ve hiçliği ihsâs edip sıkıntı verir, hayatın kıymetini tenzîl eder, ömrün lezzetini sıkıntıya kalbeder. Çabuk vaktimi geçireceğim diye, sıkıntıdan ya sefâhete, ya eğlenceye atılır. Hapis müddeti gibi, kıymetdâr ömrüne adâvet edip, çabuk öldürüp geçirmek istiyor.

Fakat tahavvülde ve harekette ve ayrı ayrı tavırlar içinde yuvarlanmakta olan bir hayat, kıymetini ihsâs ediyor, ömrün ehemmiyetini ve lezzetini bildiriyor. Meşakkatte ve musîbette dahi olsa, ömrün geçmesini istemiyor. “Aman güneş batmadı, ya gece bitmedi.” diye sıkıntısından “Of!. Of!.”etmiyor.

Evet, gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde herşeyi mükemmel bir efendiden sor: “Ne hâldesin?” Elbette, “Aman vakit geçmiyor; gel bir şeş beş oynayalım.” Veyâhut “Vakti geçirmek için bir eğlence bulalım” gibi müteellimâne sözleri ondan işiteceksin. Veyâhut tûl-i emelden gelen, “Bu şeyim eksik; keşke şu işi yapsaydım.” gibi şekvâları işiteceksin.

Sen bir musîbet-zede veya işçi ve meşakkatli bir hâlde olan bir fakirden sor:

“Ne hâldesin?”

Aklı başında ise diyecek ki:

“Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum. Keşke çabuk güneş gitmeseydi, bu işi de bitirseydim! Vakit çabuk geçiyor; ömür durmuyor, gidiyor. Vâkıa zahmet çekiyorum; fakat bu da geçer. Herşey böyle çabuk geçiyor.” diye, ma'nen ömür ne kadar kıymetdâr olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor.

Demek, meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor. İstirahat ve sıhhat ise, ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyor.

Ey hasta kardeş! Bil ki, başka risalelerde tafsilâtıyla kat'î bir sûrette isbât edildiği gibi, musîbetlerin, şerlerin, hattâ günahların aslı ve mâyesi ademdir. Adem ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi hâletler, ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsâs edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise, vücûddur, vücûdu ihsâs eder. Vücûd ise hàlis hayırdır, nurdur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.