mütemâdiyen hastaya ve lillâh için hastaya bakıcılara sevâb kazandırmakla beraber, duânın makbûliyetine en mühim bir vesiledir.
Evet, hastalara bakmak, ehl-i îmân için mühim sevâbı vardır. Hastaların keyfini sormak, fakat hastayı sıkmamak şartıyla ziyaret etmek, Sünnet-i Seniyedir; keffâretü'z-zünûb olur. Hadîste vardır ki, “Hastaların duâsını alınız; onların duâsı makbûldür.”
Bâhusus hasta, akrabadan olsa, hususan peder ve vâlide olsa, onlara hizmet mühim bir ibâdettir, mühim bir sevâbdır. Hastaların kalbini hoşnud etmek, tesellî vermek, mühim bir sadaka hükmüne geçer.
Bahtiyardır o evlâd ki, peder ve vâlidesinin hastalık zamanında, onların serîü't-teessür olan kalblerini memnun edip hayır duâlarını alır.
Evet, hayat-ı ictimâiyede en muhterem bir hakikat olan peder ve vâlidesinin şefkatlerine mukâbil, hastalıkları zamanında kemâl-i hürmet ve şefkat-i ferzendâne ile mukàbele eden o iyi evlâdın vaziyetini ve insaniyetin ulviyetini gösteren o vefâdâr levhaya karşı, hattâ melâikeler dahi “Mâşâallâh, Bârekallâh” deyip alkışlıyorlar.
Evet, hastalık zamanında, hastalık elemini hiçe indirecek gayet hoş ve ferâhlı, etrafında tezâhür eden şefkatlerden ve acımak ve merhametlerden gelen lezzetler var.
Hastanın duâsının makbûliyeti ehemmiyetli bir mes'eledir. Ben otuz kırk seneden beri, bendeki kulunç denilen bir hastalıktan şifâ için duâ ederdim. Ben anladım ki, hastalık duâ için verilmiş. Duâ ile duâyı, yani, duâ kendi kendini kaldırmadığından, anladım ki, duânın neticesi uhrevîdir, (Hâşiye) [^4] kendisi de bir nev'i ibâdettir ve hastalık ile aczini anlayıp Dergâh-ı İlâhiyeye ilticâ eder. Onun için, otuz senedir şifâ duâsını ettiğim hâlde duâm zâhirî kabûl olmadığından, duâyı terk etmek kalbime gelmedi. Zîra hastalık duânın vaktidir; şifâ duânın neticesi değil. Belki Cenâb-ı Hakîm-i Rahîm şifâ verse, fazlından verir.
[^4]:(Hâşiye) Evet, bir kısım hastalık duânın sebeb-i vücûdu iken, duâ hastalığın ademine sebeb olsa, duânın vücûdu kendi ademine sebeb olur; bu da olamaz.
Hem duâ istediğimiz tarzda kabûl olmazsa, makbûl olmadı denilmez. Hàlık-ı Hakîm daha iyi biliyor; menfaatimize hayırlı ne ise onu verir. Bazen dünyaya ait duâlarımızı, menfaatimiz için âhiretimize çevirir, öyle kabûl eder. Her ne ise, hastalık sırrıyla hulûsiyet kazanan, hususan za'f ve aczden ve tezellül ve ihtiyaçtan gelen bir duâ, kabûle çok yakındır. Hastalık böyle hàlis bir duânın medârıdır. Hem dindar olan hasta, hem hastaya bakan mü'minler de bu duâdan istifade etmelidirler.
