İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 241 / 456
241

Hem îmân; nazar-ı gaflete bir tabut vaziyetinde görünen hazır zamanı ve o hazır günün tabutiyet şeklini kırıp, o hazır gün; uhrevî bir ticâretgâh dükkânı ve şa'şaalı bir misâfirhâne-i Rahmânî sûretinde bilmüşâhede gösterdi.

Hem îmân; nazar-ı gaflete ömür ağacının başında cenaze şeklinde görünen tek meyvesi cenaze olmadığını, belki ebedî bir hayata mazhar ve ebedî bir saâdete namzed olan rûhumun eskimiş yuvasından, yıldızlarda gezmek için çıktığını, biilme'l-yakìn gösterdi.

Hem îmân; kemiklerimle mebde'-i hilkatimin toprağı, ayak altında ehemmiyetsiz mahvolmuş kemikler olmadığını; belki o toprak, rahmet kapısı ve Cennet salonunun bir perdesi olduğunu sırr-ı îmân ile gösterdi.

Hem îmân; nazar-ı gafletle arkamda hiçlikte, yokluk karanlığında yuvarlanan dünyanın vaziyetini sırr-ı Kur'ân ile gösterdi ki: O zâhirî zulümâtta yuvarlanan dünya ise; vazifesi bitmiş, mânâsını ifâde etmiş, neticelerini kendine bedel vücûdda bırakmış bir kısım Mektûbat-ı Samedâniye ve sahâif-i nukùş-u Sübhâniye olduğunu gösterdi. Dünyanın mâhiyeti ne olduğunu biilme'l-yakìn bildirdi.

Hem îmân; ileride gözünü açıp bana bakan kabri ve kabrin arkasında ebede giden caddeyi, Nur-u Kur'ân ile gösterdi ki, o kabir, kuyu kapısı değil, belki âlem-i nurun kapısıdır. Ve o yol ise, hiçliğe ve ademistana değil, belki vücûda, nuristana ve saâdet-i ebediyeye giden yol olduğunu, tam kanâat verecek bir derecede gösterdiğinden, dertlerime hem derman, hem merhem oldu.

Hem îmân; o, elinde pek cüz'î bir kesb bulunan cüz'î bir cüz'-ü ihtiyarî yerine, o hadsiz düşman ve zulmetlere karşı, gayr-ı mütenâhî bir kudrete istinâd etmek ve hadsiz bir rahmete intisab etmek için, o cüz'-i ihtiyarînin eline bir vesika veriyor... Belki de, îmân o cüz'-i ihtiyarînin elinde bir vesika oluyor. Hem o cüz'-i ihtiyarî olan silâh-ı insanî, gerçi zâtında hem kısa, hem âciz, hem noksandır. Fakat, nasıl ki bir asker, cüz'î kuvvetini devlet hesabına istimâl ettiği vakit, binler derece kuvvetinden fazla işler görür; öyle de, sırr-ı îmânla o cüz'î cüz'-ü ihtiyarî, Cenâb-ı Hak nâmına O’nun yolunda istimâl edilse, beşyüz sene genişliğinde bir Cennet’i dahi kazanabilir.

Hem îmân; geçmiş ve gelecek zamana nüfûz edemeyen o cüz'-i ihtiyarînin dizginini cismin elinden alıp, kalbe ve rûha teslîm eder. Rûh ve kalbin dâire-i hayatı ise, cisim gibi hazır zamana münhasır olmadığından, pekçok seneler mâziden, pekçok seneler istikbâlden dâire-i hayatına dâhil olduğundan; o cüz'-i ihtiyarî, cüz'iyetten çıkıp külliyet kesbeder. Zaman-ı mâzinin en derin derelerine kuvvet-i îmân ile girebildiği ve hüzünlerin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.