bulunması, Şîaların bu da'vâlarını cerh ediyor. Hem hulefâ-i selâsenin zaman-ı hilâfetlerinde fütühât-ı İslâmiye ve mücâhede-i a'dâ hâdiseleri ve Hazret-i Ali’nin zamanındaki vâkıalar, yine hilâfet-i İslâmiye noktasında Şîaların da'vâlarını cerh ediyor. Demek Ehl-i Sünnet ve Cemâatin da'vâsı haktır.
Eğer denilse: Şîa ikidir. Biri Şîa-i Velâyettir, diğeri Şîa-i Hilâfettir. Haydi, bu ikinci kısım garaz ve siyaset karıştırmasıyla haksız olsun. Fakat birinci kısımda garaz ve siyaset yok. Hâlbuki Şîa-i Velâyet, Şîa-i Hilâfete iltihak etmiş. Yani, ehl-i turuktaki evliyânın bir kısmı Hazret-i Ali’yi efdal görüyorlar, siyaset cihetinde olan Şîa-i Hilâfetin da'vâlarını tasdik ediyorlar.
Elcevab: Hazret-i Ali’ye iki cihetle bakılmak gerektir. Bir ciheti şahsî kemâlât ve mertebesi noktasından, ikinci cihet Âl-i Beyt’in şahs-ı manevîsini temsîl ettiği noktasındandır. Âl-i Beyt’in şahs-ı manevîsi ise, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bir nev'i mâhiyetini gösteriyor.
İşte, birinci nokta itibariyle, Hazret-i Ali başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebûbekir ve Hazret-i Ömer’i takdim ediyorlar. Hizmet-i İslâmiyette ve Kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler. İkinci nokta cihetinde Hazret-i Ali şahs-ı manevî-i Âl-i Beyt’in mümessili ve şahs-ı manevî-i Âl-i Beyt bir Hakikat-i Muhammediyeyi (A.S.M.) temsîl ettiği cihetle, muvâzeneye gelmez. İşte, Hazret-i Ali hakkında fevkalâde senâkârâne ehâdîs-i Nebeviye bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati te'yid eden bir rivâyet-i sahîha var ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm fermân etmiş: “Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin neslidir.”
Hazret-i Ali’nin şahsı hakkında sâir hulefâdan ziyâde senâkârâne ehâdîsin kesretle intişarının sırrı şudur ki: Emevîler ile Haricîler ona haksız hücum ve tenkìs ettiklerine mukâbil, Ehl-i Sünnet ve Cemâat olan ehl-i hak, onun hakkında rivâyâtı çok neşrettiler. Sâir Hulefâ-i Râşidîn ise öyle tenkid ve tenkìse çok ma'rûz kalmadıkları için, onlar hakkındaki ehâdîsin intişarına ihtiyaç görülmedi.
Hem istikbâlde Hazret-i Ali elîm hâdisâta ve dâhilî fitnelere ma'rûz kalacağını nazar-ı Nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali’yi me'yûsiyetten ve ümmetini onun hakkında sû-i zandan kurtarmak için مَنْ كُنْتُ مَوْلَاهُ فَعَلِىٌّ مَوْلَاهُ gibi mühim hadîslerle Ali’yi tesellî ve ümmeti irşad etmiştir.
Hazret-i Ali’ye karşı Şîa-i Velâyetin ifratkârâne muhabbetleri ve tarîkat cihetinden gelen tafdîlleri, kendilerini Şîa-i Hilâfet derecesinde mes'ûl
