İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 25 / 456
25

etmez. Çünkü, ehl-i velâyet, meslek itibariyle, muhabbet ile mürşidlerine bakarlar. Muhabbetin şe'ni ifrattır. Mahbûbunu makamından fazla görmek arzu ediyor. Ve öyle de görüyor. Muhabbetin taşkınlıklarında ehl-i hâl mâzûr olabilirler. Fakat onların muhabbetten gelen tafdîli, Hulefâ-i Râşidînin zemmine ve adâvetine gitmemek şartıyla ve usûl-i İslâmiyenin haricine çıkmamak kaydıyla mâzûr olabilirler.

Şîa-i Hilâfet ise, ağrâz-ı siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecâvüzden kurtulamıyorlar, i'tizar hakkını kaybediyorlar. Hattâ لَا لِحُبِّ عَلِىٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ cümlesine mâsadak olarak, Hazret-i Ömer’in (R.A.) eliyle İran milliyeti cerîha aldığı için, intikamlarını hubb-u Ali sûretinde gösterdikleri gibi, Amr İbnü'l-Âs’ın Hazret-i Ali’ye karşı hurûcu ve Ömer İbn-i Sad’ın Hazret-i Hüseyin’e karşı fecî muhârebesi, Ömer ismine karşı şiddetli bir gayz ve adâveti Şîalara vermiş.

Ehl-i Sünnet ve Cemâate karşı Şîa-i Velâyetin hakkı yoktur ki, Ehl-i Sünneti tenkid etsin. Çünkü Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali’yi tenkìs etmedikleri gibi, ciddi severler. Fakat hadîsçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten çekiniyorlar. Hadîsçe Hazret-i Ali’nin şîası hakkındaki senâ-yı Nebevî, Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali’nin şîaları, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemâattir. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet Nasâra için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (R.A.) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, hadîs-i sahîhte, tehlikeli olduğu tasrîh edilmiş.

Şîa-i Velâyet eğer dese ki: “Hazret-i Ali’nin kemâlât-ı fevkalâdesi kabûl olunduktan sonra Hazret-i Sıddık’ı ona tercih etmek kàbil olmuyor.”

Elcevab: Hazret-i Sıddık-ı Ekberin ve Fâruk-u A'zamın (R.A.) şahsî kemâlâtıyla ve veraset-i Nübüvvet vazifesiyle zaman-ı hilâfetteki kemâlâtı ile beraber bir mîzanın kefesine; Hazret-i Ali’nin (R.A) şahsî kemâlât-ı hàrikasıyla, hilâfet zamanındaki dâhilî, bilmecbûriye girdiği elîm vâkıalardan gelen ve sû-i zanlara ma'rûz olan hilâfet mücâhedeleri beraber mîzanın diğer kefesine bırakılsa, elbette Hazret-i Sıddık’ın (R.A.) veyâhut Fâruk’un veyâhut Zinnûreyn’in kefesi ağır geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş.

Hem, Onikinci ve Yirmidördüncü Sözlerde isbât edildiği gibi, nübüvvet, velâyete nisbeten derecesi o kadar yüksektir ki, nübüvvetin bir dirhem kadar cilvesi, bir batman kadar velâyetin cilvesine müreccahtır. Bu nokta-i nazardan, Hazret-i Sıddık-ı Ekberin ve Fâruk-u A'zamın veraset-i Nübüvvet ve te'sis-i ahkâm-ı Risalet noktasında hisseleri taraf-ı İlâhîden ziyâde verildiğine, hilâfetleri zamanlarındaki muvaffakıyetleri Ehl-i Sünnet ve Cemâate delil olmuş. Hazret-i Ali’nin kemâlât-ı şahsiyesi,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.