İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 26 / 456
26

o veraset-i Nübüvvetten gelen o ziyâde hisseyi hükümden iskàt edemediği için, Hazret-i Ali, Şeyheyn-i Mükerremeyn’in zaman-ı hilâfetlerinde onlara şeyhülislâm olmuş ve onlara hürmet etmiş. Acaba Hazret-i Ali’yi seven ve hürmet eden ehl-i hak ve sünnet, Hazret-i Ali’nin sevdiği ve ciddi hürmet ettiği Şeyheyni nasıl sevmesin ve hürmet etmesin? Bu hakikati bir misâl ile izâh edelim.

Meselâ, gayet zengin bir zâtın irsiyetinden, evlâdlarının birine yirmi batman gümüş ile dört batman altın veriliyor. Diğerine beş batman gümüş ile beş batman altın veriliyor. Öbürüne de üç batman gümüş ile beş batman altın verilse, elbette âhirdeki ikisi çendan kemiyeten az alıyorlar, fakat keyfiyeten ziyâde alıyorlar. İşte bu misâl gibi, Şeyheynin veraset-i Nübüvvet ve te'sis-i ahkâm-ı Risaletinde tecellî eden hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye altınından hisselerinin az bir fazlalığı, kemâlât-ı şahsiye ve velâyet cevherinden neş'et eden Kurbiyet-i İlâhiyenin ve kemâlât-ı velâyetin ve kurbiyetin çoğuna gâlib gelir. Muvâzenede bu noktaları nazara almak gerektir. Yoksa, şahsî şecâati ve ilmi ve velâyeti noktasında birbiriyle muvâzene edilse, hakikatin sûreti değişir.

Hem Hazret-i Ali’nin zâtında temessül eden şahs-ı manevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i maneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecellî eden Hakikat-i Muhammediye (A.S.M.) noktasında muvâzene edilmez. Çünkü orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sırr-ı azîmi var.

Amma Şîa-i Hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemâate karşı mahcûbiyetinden başka hiçbir hakları yoktur. Çünkü bunlar Hazret-i Ali’yi fevkalâde sevmek da'vâsında oldukları hâlde tenkìs ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhebleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, “Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer haksız oldukları hâlde Hazret-i Ali onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiye etmiş, yani, onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş.” Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve “Esedullâh” ünvânını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir Zâtı riyâkâr ve korkaklık ile ve sevmediği zâtlara tasannu'kârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyâde havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabûl etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali teberrî eder.

İşte, ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali’yi tenkìs etmez, sû-i ahlâk ile itham etmez. Öyle bir hàrika-i şecâate korkaklık isnâd etmez ve derler ki: “Hazret-i Ali Hulefâ-i Râşidîni hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itâat etmezdi. Demek ki, onları haklı ve râcih gördüğü için, gayret ve şecâatini hak-perestlik yoluna teslîm etmiş.”

Elhâsıl: Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise, hadd-i vasattır ki, Ehl-i Sünnet ve Cemâat onu ihtiyar etmiş. Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemâat perdesi altına Vehhâbîlik ve Haricîlik fikri

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.