| | |
|:-:|:-:|
|mükemmel bir tarzda Bâkî-i Zülkemâl’in bekàsında ve Ona olan tasdik ve îmânda bulunduğunu hissetmiş ve hakkalyakìn zevk aldığını ifâde etmiştir.
İkinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: Üstadımız, ihtiyarlık, gurbet ve kimsesizlik ve tecrid içinde bulunduğu ve ehl-i dünya desîseleriyle ve câsusları ile ona hücum ettikleri zaman, “Eli bağlı, zaîf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor. Benim için bir nokta-i istinâd yok mu?” diye kalbine hitâb edip, ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ âyetine müracaat ettiği zaman, bu âyet ona, “İntisab-ı îmânî vesikasıyla Kadîr-i Mutlak olan öyle bir Sultana intisab edersin ki, dörtyüz bin milletten mürekkeb nebâtât ve hayvanat orduları Onun emri altında ve kabza-i tasarrufunda bulunan hadsiz bir kudret ve kuvvet sâhibine dayanabilirsin” diye manevî bir ders verdiğini ve o dersle, değil şimdiki düşmanlara, belki bütün dünyaya meydân okuyabilir bir iktidar-ı îmânî hissettiğini ve bütün rûhuyla beraber ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ dediğini ifâde etmiştir.
Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: Ebedî bir dünyada ve bâkî bir memlekette, dâimî bir saâdete namzed olduğunu fakat bu gaye-i hayâl ve hedef-i rûh ve netice-i fıtratın tahakkuku, ancak mahlûkatın bütün harekâtlarını ve herşeylerini bilen ve kaydeden bir Kadîr-i Mutlakın hadsiz kudretiyle olabildiğini düşünürken, kalbine itmi'nân veren bir izâh istediğini ve yine ona, o âyete müracaat ettiğinde, o âyet حَسْبُنَا daki (نَا) ya dikkat edip, “Senin ile beraber lisân-ı hâl ve lisân-ı kàl ile حَسْبُنَا yı kimler söylüyorlar?” diye emredince, bütün nebâtât ve hayvanatın lisân-ı hâl ile ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ in mânâsını yâd ettiklerini gördüğünü ve Kudretin azamet ve haşmetini mevcûdâtta nasıl temâşâ ettiğini ifâde etmiştir.
Dördüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: Kendi vücûdu, belki bütün mahlûkatın vücûdları ademe gidiyor diye elîm bir endişede iken, yine bu Âyet-i Hasbiyeye müracaat ettiğini ve îmân dûrbîni ile baktığında, ölümün firâk değil visâl olduğunu, bir tebdil-i mekân ve bâkî bir meyvenin sünbüllenmesi olduğunu beyân etmiştir.| |
