| | |
|:-:|:-:|
|intibâhı ile sosyalizm ve bolşevizm düsturlarını tatbik etmek işimize yarıyor. Prensiplerimize muhâlif ve burjuva denilen tabaka-i hàvâssın istibdâd ve tahakkümleri altında adâlet-i mahzâyı kabûl etmek ağır geliyor” gibi suâllerine karşı,
Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imha-yı hakikat, Çalış, kalbi kaldır, muktedirsen, âdemiyetten!
düsturuyla, Cenâb-ı Hakk’ın fazl u keremiyle ulûm-u îmâniye ve Kur'âniyeyi fehmetmek faziletini ihsân ettiğini; ve bu ihsânı kaldırmağa uğraşan, insan sûretinde şeytanlar olduğunu; birkaç mühim misâl ile, ehl-i ilhâd ve kısmen münâfıklar bu fevkalkanun muâmeleyi hiçbir hükûmet ve hiçbir ferdin tasvîbine mazhar olmayan bu muâmeleye cumhûriyet hükûmeti müsâade etmediğini; değil yalnız Risale-i Nur müellifi, eğer fehmetse nev'-i beşer küseceğini ve anâsırın hiddetlendiğini göstermekle, gayet güzel bir cevab veriyor.
ÜÇÜNCÜ İŞÂRET: İki suâlin cevabıdır.
Birincisi: Ehl-i felsefe, zındıka hesabına diyorlar ki: “Bizim memleketimizde bulunan bir adam, mecburî cumhûriyetin kanunlarına inkıyad edecektir. Hâlbuki sen, vazifesiz olduğun hâlde, halkların teveccühünü kazanmak istiyorsun” demelerine karşı bir müskit cevab veriyor ki, onların foyalarını ortaya çıkarıp ne olduklarını gösteriyor.
İkinci Suâl: “Teveccüh-ü nâsı ve mevki-i âmmeyi kazanmak, bizim vazifedârlarımıza mahsûs olup, sen vazifesiz bir adam olduğundan, teveccüh-ü nâsı ve mevki-i âmmeyi size hoş görmüyoruz” demelerine karşı: Eğer insan bir cesetten ibaret olsaydı, lâyemûtâne dünyada kalsa ve kabir kapısı kapansa ve ölüm öldürülse, o vakit vazifeler yalnız maddî askerlik ve idare memurlarına mahsûs kalırdı. Hâlbuki, böyle manevî ve gayet mühim ve bütün beşeri alâkadar eden bir vazifenin inkârı, “El-mevtü hak” da'vâsını her gün cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuzbin şâhidin şehâdetini tekzîb ve inkâr etmekle olur. Mâdem inkâr ve tekzîb etmek muhâldir; öyle ise, manevî hâcât-ı zarûriyeye istinâd eden manevî çok vazifeler var olduğunu, güzel ve mühim bir-iki temsîl ile izâh ve isbât eder.
Şu risalenin hâtimesinde “Enâniyetli ehl-i dünyanın her işinde o kadar hassâsiyet var ki; eğer şuûrları olsa idi, dehâ derecesinde bir muâmele olurdu” diye ehl-i îmâna, onların o hassâsiyet ve desîselerine aldanmamalarını tavsiye ile, onların bu hâli bir istidrâc olduğunu haber verir.
Küçük Ali| |
