İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 252 / 456
252

Meselâ, nasıl ki göze görülmeyen eczâlı bir mürekkeble yazılan bir kitaba, o yazıyı göstermeye mahsûs bir eczâ sürülse, o koca kitab birden herbir göze vücûdunu gösterip kendini okutturur. Aynen öyle de, o Kadîr-i Ezelînin ilm-i muhîtinde, herşeyin sûret-i mahsûsası, bir mikdar-ı muayyen ile taayyün ediyor. O Kadîr-i Mutlak, emr-i kün feyekûn ile, o hadsiz kudretiyle ve nâfiz irâdesiyle, o yazıya sürülen eczâ gibi, gayet kolay ve sühûletle, kudretin bir cilvesi olan kuvvetini, o mâhiyet-i ilmiyeye sürer, o şeye vücûd-u haricî verir, göze gösterir, nukùş-u hikmetini okutturur.

Eğer bütün eşya birden o Kadîr-i Ezelîye ve Alîm-i Külli Şeye verilmezse, o vakit sinek gibi en küçük bir şeyin vücûdunu, dünyanın ekser nev'ilerinden hususî bir mîzan ile toplamak lâzım gelmekle beraber; o küçük sineğin vücûdunda çalışan zerreler, o sineğin sırr-ı hilkatini ve kemâl-i san'atını bütün dekàikiyle bilmekle olabilir. Çünkü esbâb-ı tabîiye ile esbâb-ı maddiye, bilbedâhe ve umum ehl-i aklın ittifakıyla, hiçten icâd edemez. Öyle ise, herhalde, onlar icâd etse, elbette toplayacak. Mâdem toplayacak; hangi zîhayat olursa olsun, ekser anâsır ve envâ'ından nümûneler içinde vardır. Âdeta kâinâtın bir hülâsası, bir çekirdeği hükmündedir. Elbette, o hâlde bir çekirdeği bütün bir ağaçtan, bir zîhayatı bütün rû-yi zeminden ince elekle eleyip ve en hassas bir mîzan ile ölçüp toplattırmak lâzım geliyor. Ve mâdem esbâb-ı tabîiye câhildir, câmiddir; bir ilmi yoktur ki bir plân, bir fihriste, bir model, bir program takdir etsin, ona göre manevî kalıba gelen zerrâtı eritip döksün, tâ dağılmasın, intizamını bozmasın. Hâlbuki herşeyin şekli, hey'eti hadsiz tarzlarda olabildiği için, hadsiz had ve hesaba gelmez eşkâller, mikdarlar içinde bir tek şekil ve mikdarda, sel gibi akan anâsırın zerreleri dağılmayarak, muntazaman, mikdarsız, kalıpsız, birbiri üstünde kitle hâlinde durdurmak ve zîhayata muntazam bir vücûd vermek, ne derece imkândan, ihtimalden, akıldan uzak olduğu görünüyor. Elbette kimin kalbinde körlük yoksa görür. Evet, bu hakikate binâen, ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ ﴿ bu âyet-i azîmenin sırrıyla, (Hâşiye) [^7] bütün esbâb-ı maddiye toplansa, onların ihtiyarları da olsa, bir tek sineğin vücûdunu ve o vücûdun cihâzâtını mîzan-ı mahsûsla toplayamazlar. Toplasalar da, o vücûdun mikdar-ı muayyenesinde durduramazlar. Durdursalar da, dâima tazelenmekte olan ve o vücûda gelip çalışan zerrâtı, muntazaman çalıştıramazlar. Öyle ise, bilbedâhe, esbâb bu eşyaya sâhib çıkamazlar. Demek Sâhib-i Hakîkileri başkadır.

[^7]:(Hâşiye) Yani, "Allah'tan başka bütün çağırdığınız ve ibâdet ettiğiniz şeyler toplansalar, bir sineği halk edemezler."

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.