İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 253 / 456
253

Evet, öyle bir Sâhib-i Hakîkileri var ki, ﴾ مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ ﴿ âyetinin sırrıyla, bütün zeminin yüzündeki zîhayatı, bir sineğin ihyâsı kadar kolay yapar. Bir baharı, bir tek çiçek kolaylığında icâd eder. Çünkü toplamağa muhtaç değil. Emr-i kün feyekûn’ e mâlik olduğundan; ve her baharda hadsiz mevcûdât-ı bahariyenin madde-i unsuriyesinden başka hadsiz sıfât ve ahvâl ve eşkâllerini hiçten icâd ettiğinden; ve ilminde herşeyin plânı, modeli, fihristesi ve programı taayyün ettiğinden; ve bütün zerrât O’nun ilim ve kudreti dâiresinde hareket ettiklerinden, kibrit çakar gibi herşeyi nihâyet kolaylıkla icâd eder. Ve hiçbir şey, zerre mikdar hareketini şaşırmaz. Seyyârât mutî' bir ordusu olduğu gibi, zerrât dahi muntazam bir ordusu hükmüne geçer. Mâdem o Kudret-i Ezeliyeye istinâden hareket ediyorlar ve o İlm-i Ezelînin düsturuyla çalışıyorlar; işte o eserler, o kudrete göre vücûda gelir. Yoksa, o küçük, ehemmiyetsiz şahsiyetlerine bakmakla, o eserler küçülmez. O kudrete intisab kuvvetiyle bir sinek, bir Nemrud’u gebertir. Karınca, Fir'avun’un sarayını harâb eder. Zerre gibi küçük çam tohumu, dağ gibi koca bir çam ağacının yükünü omuzunda taşıyor. Bu hakikati çok risalelerde isbât ettiğimiz gibi, nasıl ki bir nefer, askerlik vesikasıyla pâdişaha intisab noktasında, yüz bin defa kendi kuvvetinden fazla, bir şahı esir etmek gibi eserlere mazhar olur; öyle de, herşey, o Kudret-i Ezeliyeye intisabıyla, yüzbin defa esbâb-ı tabîiyenin fevkınde mu'cizât-ı san'ata mazhar olabilir.

Elhâsıl; herşeyin nihâyet derecede hem san'atlı hem sühûletli vücûdu gösteriyor ki, muhît bir ilim sâhibi olan bir Kadîr-i Ezelînin eseridir. Yoksa, yüzbin muhâl içinde, değil vücûda gelmek, belki imkân dâiresinden çıkıp imtina' dâiresine girecek ve mümkün sûretinden çıkıp mümteni' mâhiyetine girecek ve hiçbir şey vücûda gelmeyecek, belki de vücûda gelmesi muhâl olacaktır. İşte bu gayet ince ve gayet kuvvetli ve gayet derin ve gayet zâhir bir bürhân ile şeytanın muvakkat bir şâkirdi ve ehl-i dalâletin ve ehl-i felsefenin bir vekili olan nefsim sustu. Ve Lillâhi'l-Hamd, tam îmâna geldi. Ve dedi ki:

Evet, bana öyle bir Hàlık ve Rab lâzım ki, en küçük hâtırât-ı kalbimi ve en hafî niyâzımı bilecek; ve en gizli ihtiyac-ı rûhumu yerine getirdiği gibi, bana saâdet-i ebediyeyi vermek için, koca dünyayı âhirete tebdil edecek ve bu dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak; hem sineği halk ettiği gibi semâvâtı da icâd edecek; hem güneşi semânın yüzüne bir göz olarak çaktığı gibi, bir zerreyi de gözbebeğimde yerleştirecek bir kudrete mâlik olsun. Yoksa, sineği halk edemeyen, hâtırât-ı kalbime müdâhale edemez, niyâz-ı rûhumu işitemez. Semâvâtı halk etmeyen, saâdet-i ebediyeyi bana

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.