İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 448 / 456
448

| | |

|:-:|:-:|

|çalkanan ve göz açtırmadan, nefes aldırmadan âlem-i şehâdetten âlem-i gayba gönderilen bu mahlûkatın, bu hayret verici seyahat ve seyranı, üç mühim şûbeye ayrılan hadsiz ve nihâyetsiz bir hikmetten ileri geliyor.
BİRİNCİ ŞÛBESİ: Fa'âliyetin herbir nev'i, cüz'î olsun, küllî olsun, bir lezzeti netice vermesi sırrıyla –tâbirde hatâ olmasın– Zât-ı Hayy-ı Kayyûmda bulunan bir aşk-ı lâhutînin ve bir muhabbet-i kudsiyenin ve bir lezzet-i mukaddesenin şuûnâtı, hadsiz fa'âliyetle ve nihâyetsiz hallâkıyetle kâinâtı mütemâdiyen tazelendirip çalkalandırdığını;
İKİNCİ ŞÛBESİ: Herbir cemâl ve hüner sâhibi, kendi cemâlini ve hünerini sevmesi ve teşhîr edip ilân etmesi kaidesiyle, Cemîl-i Zülkemâl’in bin bir Esmâ-i Hüsnâsından herbir isminin herbir mertebesinde hadsiz envâ'-ı hüsün ile hadsiz hakàik-ı cemîle bulunmasındandır ki, o aşk-ı mukaddese-i İlâhiye, o sırr-ı Kayyûmiyete binâen kâinâtı mütemâdiyen değiştirip tazelendirdiğini;
ÜÇÜNCÜ ŞÛBESİ: Hem Dördüncü Şuâ: Her merhamet ve şefkat sâhibi ve her âlîcenâb olan zât, başkalarını memnun ve mesrûr etmekten, sevindirip mes'ûd etmekten lezzet alması; ve her âdil zât, ihkàk-ı hak etmekten keyiflenmesi; ve her hüner sâhibi san'atkâr, yaptığı san'atını teşhîr etmekten ve san'atının istediği tarzda işleyerek arzu ettiği neticeleri vermesiyle iftihar etmesi kaidelerine binâen, bu kâinâtın Sâni'-i Hakîmi, bin bir Esmâ-i Hüsnâsının had ve nihâyeti olmayan güzelliklerine bu mevcûdâtı mazhar etmek için bu kâinâtı böyle acîb bir hallâkıyet-i dâime ve hayret-engîz bir fa'âliyet-i Sermediye içinde sırr-ı Kayyûmiyet ile mütemâdiyen tazelendirip tecdîd ettiğini, pek garîb, pek şirin, pek latîf, gayet hoş bir ifâde ile izâh ediyor. Ve bir kısım ehl-i dalâletin, “Kâinâtı böyle tağyîr ve tebdil eden Zâtın kendisinin de mütegayyir ve mütehavvil olması lâzım gelmez mi?” diye sordukları suâle, bil'akis, Zât-ı Zülcelâl’in mütegayyir ve mütehavvil olmaması lâzım geldiğini, gayet kat'î bir sûrette beyân eden bir cevabla mukàbele edilmiştir.
Beşinci Şuâ: İki Mes'eledir.
BİRİNCİ MES'ELESİ: İsm-i Kayyûmun cilve-i a'zamına baktırmak için, hayâlî iki dûrbînden biriyle, en uzaklarda, esîr maddesi içinde sırr-ı kayyûmiyetle durdurulmuş, | |

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.