Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın hiçbir âyet-i tevhidiye-i kàtıası ve mesâil-i îmâniyeden hiçbir mes'ele-i kudsiyesi yoktur ki, Senin vücûb-u vücûduna ve kudsî sıfatlarına ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve esmâ ve sıfâtına şehâdet etmesin ve delâleti olmasın ve işâreti bulunmasın!..
Hem nasıl ki, bütün o yüz binler muhbir-i sâdıklar, mu'cizâtlarına ve kerâmâtlarına ve hüccetlerine istinâd ederek, Senin varlığına ve birliğine şehâdet ederler, öyle de, herşeye muhît olan Arş-ı A'zamın külliyat-ı umûrunu idareden tâ kalbin gayet gizli ve cüz'î hâtırâtını ve arzularını ve duâlarını bilmek ve işitmek ve idare etmeye kadar cereyan eden rubûbiyetinin derece-i haşmetini ve gözümüz önünde hadsiz muhtelif eşyayı birden icâd eden; hiçbir fiil bir fiile, bir iş bir işe mâni olmadan, en büyük bir şeyi en küçük bir sinek gibi kolayca yapan kudretinin derece-i azametini icmâ ile, ittifak ile ilân ve ihbar ve isbât ediyorlar.
Hem nasıl ki, bu kâinâtı, zîrûha, hususan insana mükemmel bir saray hükmüne getiren ve Cenneti ve saâdet-i ebediyeyi cin ve inse ihzar eden ve en küçük bir zîhayatı unutmayan ve en âciz bir kalbin tatminine ve taltifine çalışan rahmetinin hadsiz genişliğini ve zerrâttan tâ seyyârâta kadar bütün envâ'-ı mahlûkatı emirlerine itâat ettiren ve teshìr ve tavzif eden hâkimiyetinin nihâyetsiz vüs'atini haber vererek, mu'cizât ve hüccetleriyle isbât ederler; öyle de, kâinâtı, eczâları adedince risaleler içinde bulunan bir kitab-ı kebîr hükmüne getiren ve Levh-i Mahfûzun defterleri olan İmâm-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübînde, bütün mevcûdâtın bütün sergüzeştlerini kaydedip yazan ve umum çekirdeklerde umum ağaçlarının fihristlerini ve programlarını ve zîşuûrun başlarında bütün kuvve-i hâfızalarda, sâhiblerinin tarihçe-i hayatlarını yanlışsız, muntazaman yazdıran ilminin herşeye ihâtasına ve herbir mevcûda çok hikmetleri takan, hattâ herbir ağaçta meyveleri sayısınca neticeleri verdiren ve herbir zîhayatta a'zâları, belki eczâları ve hüceyrâtları adedince maslahatları takib eden, hattâ insanın lisânını çok vazifelerde tavzif etmekle beraber, taamların tatları adedince zevkî olan mîzancıklar ile techiz ettiren hikmet-i kudsiyenin herbir şeye şümûlüne; hem bu dünyada nümûneleri görülen celâlî ve cemâlî isimlerinin tecellîleri daha parlak bir sûrette ebedü'l-âbâdda devam edeceğine ve bu fânî âlemde nümûneleri müşâhede edilen ihsânatının daha şa'şaalı bir sûrette dâr-ı saâdette istimrarına ve bekàsına ve bu dünyada onları gören müştâkların ebedde dahi refâkatlerine ve beraber bulunmalarına bil'icmâ, bil'ittifak şehâdet ve delâlet ve işâret ederler.
Hem yüzer mu'cizât-ı bâhiresine ve âyât-ı kàtıasına istinâden başta Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur'ân-ı Hakîm’in olarak, bütün ervâh-ı neyyire ashâbı olan Enbiyâlar ve kulûb-u nurâniye aktâbı olan
