İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 364 / 456
364

Nasıl ki, meselâ gayet merhametli, sehàvetli, gayet kerîm, âlîcenab bir zât, fıtratındaki àlî seciyelerin muktezâsıyla, büyük bir seyahat gemisine, çok muhtaç ve fakir insanları bindirip, gayet mükemmel ziyâfetlerle, ikramlarla o muhtaç fakirleri memnun ederek, denizlerde, arzın etrafında gezdirir. Ve kendisi de, onların üstünde, onları mesrûrâne temâşâ ederek, o muhtaçların minnetdârlıklarından lezzet alır ve onların telezzüzlerinden mesrûr olur ve onların keyiflerinden sevinir, iftihar eder.

Mâdem böyle bir tevzîat memuru hükmünde olan bir insan, böyle cüz'î bir ziyâfet vermekten bu derece memnun ve mesrûr olursa, elbette bütün hayvanları ve insanları ve hadsiz melekleri ve cinleri ve rûhları, bir sefîne-i Rahmânî olan küre-i arz gemisine bindirerek; rû-yi zemini, envâ'-ı mat'ûmâtla ve bütün duyguların ezvâk ve erzâkıyla doldurulmuş bir sofra-i Rabbâniye şeklinde onlara açmak ve o muhtaç ve müteşekkir ve minnetdâr ve mesrûr mahlûkatını aktâr-ı kâinâtta seyahat ettirmekle ve bu dünyada bu kadar ikramlarla onları mesrûr etmekle beraber, dâr-ı bekàda, Cennetlerinden herbirini ziyâfet-i dâime için birer sofra yapan zât-ı Hayy-ı Kayyûma ait olarak, o mahlûkatın teşekkürlerinden ve minnetdârlıklarından ve mesrûriyetlerinden ve sevinçlerinden gelen ve tâbirinde âciz olduğumuz ve me'zun olmadığımız Şuûnât-ı İlâhiyeyi “memnuniyet-i mukaddese”, “iftihar-ı kudsî” ve “lezzet-i mukaddese” gibi isimlerle işâret edilen maânî-i Rubûbiyettir ki, bu dâimî fa'âliyeti ve mütemâdi hallâkiyeti iktiza eder.

Hem meselâ, bir mâhir san'atkâr, plaksız bir fonoğraf yapsa, o fonoğraf istediği gibi konuşsa, işlese, san'atkârı ne kadar müftehir olur, mütelezziz olur, kendi kendine “Mâşâallâh” der.

Mâdem icâdsız ve sûrî bir küçük san'at, san'atkârının rûhunda bu derece bir iftihar, bir memnuniyet hissi uyandırırsa, elbette bu mevcûdâtın Sâni'-i Hakîmi, kâinâtın mecmûunu, hadsiz nağmelerin envâ'ıyla sadâ veren ve ses verip tesbih eden ve zikredip konuşan bir mûsikî-i İlâhiye ve bir fabrika-i acîbe yapmakla beraber; kâinâtın herbir nev'ini, herbir âlemini ayrı bir san'atla ve ayrı san'at mu'cizeleriyle göstererek zîhayatların kafalarında birer fonoğraf, birer fotoğraf, birer telgraf gibi çok makineleri, hattâ en küçük bir kafada dahi, yapmakla beraber; herbir insan kafasına, değil yalnız plaksız fonoğraf, birer aynasız fotoğraf, bir telsiz telgraf, belki bunlardan yirmi defa daha hàrika, her insanın kafasında öyle bir makineyi yapmaktan ve istediği tarzda işleyip neticeleri vermekten gelen iftihar-ı kudsî ve memnuniyet-i mukaddese gibi mânâları ve Rubûbiyetin bu nev'inden olan ulvî şuûnâtı, elbette ve herhalde bu fa'âliyet-i dâimeyi istilzam eder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.