İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 275 / 456
275

polislerle beraber, sâdık dost hükmüne geçtiler. Hiçbir vakit şapkayı başıma koymayı ihtar etmedikleri gibi, benim hizmetçilerim misillû, istediğim zaman beni şehrin etrafında gezdiriyordular.

Sonra, o karakolun karşısında, Kastamonu’nun Medrese-i Nuriyesine girdim, Nurların te'lifine başladım. Feyzi, Emin, Hilmi, Sâdık, Nazîf, Salâhaddin gibi Nur’un kahraman şâkirdleri, Nurların neşri, teksiri için o medreseye devam ettiler. Gençlikte eski talebelerimle geçirdiğim kıymetdâr müzâkere-i ilmiyeyi daha parlak bir sûrette gösterdiler.

Sonra gizli düşmanlarımız bazı memurları ve bir kısım enâniyetli hocalar ve şeyhleri aleyhimize evhâmlandırdılar. Bizi, Denizli hapsine, beş-altı vilâyetlerden gelen Nur talebelerini, o Medrese-i Yûsufiyede toplanmağa vesile oldular. Bu Onaltıncı Ricânın tafsilâtı, Kastamonu’dan gönderip lâhikaya geçen ve Denizli hapsinde, oradaki kardeşlerime gizli gönderdiğim küçük mektûblar ve mahkemesindeki Müdafaa Risalesidir ki, bu Ricânın hakikatini parlak gösteriyorlar. Tafsilâtını lâhikaya, müdafaama havâle edip, gayet kısa işâret edeceğiz.

Ben, mahrem ve mühim mecmuaları, hususan Süfyân’a ve Nur’un kerâmetlerine dair risaleleri kömür ve odunlar altında sakladım; tâ, benim vefâtımdan veya baştaki başlar hakikati dinleyip akıllarını başlarına aldıktan sonra neşredilsinler diye müsterihâne dururken, birden taharrî memurları ve müddeiumumun muâvini, menzilimi bastılar. O gizli ve ehemmiyetli risaleleri odunların altından çıkardılar. Hem beni tevkìf edip Isparta Hapishânesine, sıhhatim muhtel bir hâlde gönderdiler. Ben pek çok müteellim ve Nurlara gelen o zarardan dehşetli müteessir iken, bir inâyet-i İlâhiye imdâdımıza yetişti. O gizlenmiş ve ehl-i hükûmet onları okumağa çok muhtaç olan o ehemmiyetli risaleleri kemâl-i merak ve dikkatle okumağa başlayıp, büyük resmî dâireler âdeta bir Dershâne-i Nuriye hükmüne geçti. Tenkid fikriyle takdire başladılar. Hattâ Denizli’de, hiç haberimiz yokken, fevkalâde perde altında, matbu' Âyetü'l-Kübrâ’yı resmî ve gayr-ı resmî pek çok adamlar okudular, îmânlarını kuvvetlendirdiler. Bizim hapis musîbetimizi hiçe indirdiler.

Sonra bizi Denizli hapsine aldılar. Beni tecrid-i mutlak içinde ufûnetli, rutûbetli, soğuk bir koğuşa soktular. İhtiyarlık, hastalık ve benim yüzümden masûm arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve Nurların ta'til ve müsâderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inâyet-i Rabbâniye imdâda yetişti. Birden o koca hapishâneyi bir Dershâne-i Nuriyeye çevirip bir Medrese-i Yûsufiye olduğunu isbât ederek, Medresetü'z-Zehrâ kahramanlarının elmas kalemleriyle Nurlar intişara başladı. Hattâ o ağır şerâit içinde Nur’un kahramanı, üç-dört ay

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.