İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 261 / 456
261

O vakit cihât-ı sitte denilen altı cihete nazar gezdirdim, karanlıklı gördüm. O şiddet-i teessürden gelen gaflet, bana dünyayı korkunç, boş, hàlî, başıma yıkılacak bir tarzda gösterdi. Rûhum ise, düşman vaziyetini alan hadsiz belâlara karşı bir nokta-i istinâd ararken; ve rûhta ebede kadar uzanan hadsiz arzuları tatmin edecek bir nokta-i istimdâd taharrî ederken; ve o hadsiz firâk ve iftiraktan ve tahrib ve vefâttan gelen hüzün ve gama karşı tesellî beklerken, birden, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın,

﴿  سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا ف۪ي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ❀ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُحْيِى وَيُم۪يتُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ ﴾

âyetinin hakikati tecellî etti. O rikkatli, firkatli, dehşetli, hüzünlü hayâlden beni kurtardı, gözümü açtırdı. Baktım ki, meyvedâr ağaçların başlarındaki meyveleri tebessüm eder bir tarzda bana bakıyorlar; “Bize de dikkat et, yalnız harâbezâra bakıp durma” diyorlardı. Bu âyet-i kerîmenin hakikati böyle ihtar ediyordu ki:

“Van sahrâsının sahifesinde misâfir olan insanların eliyle yazılan ve şehir sûretini alan sun'î bir mektûbun, Rus istilâsı denilen dehşetli bir sel belâsına düşüp silinmesi, neden seni bu kadar müteessir ediyor? Asıl Mâlik-i Hakîki ve herşeyin Sâhibi ve Rabbi olan Nakkàş-ı Ezelîye bak ki: Bu Van sahifesinde, mektûbatı, kemâl-i şa'şaa ile, eski zamanda gördüğün vaziyeti yine devam edip yazılıyorlar. “O yerler boş, harâb, hàlî kalmış” diye ağlamaların, Mâlik-i Hakîkisinden gaflet ve insanları misâfir tasavvur etmemekten ve mâlik tevehhüm etmek yanlışından ileri geliyor.”

Fakat o yanlışlıktan ve o yakıcı vaziyetten bir hakikat kapısı açıldı. Ve o hakikati tam kabûl etmeye nefis hazırlandı. Evet, nasıl ki bir demir ateşe sokulur; tâ yumuşasın, güzel ve menfaatdâr bir şekil verilsin. Öyle de, o hüzün-engîz hâlet ve o dehşetli vaziyet ateş oldu, nefsimi yumuşattı. Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, mezkûr âyetin hakikatiyle, hakàik-ı îmâniyenin feyzini tam ona gösterdi, kabûl ettirdi.

Evet, Lillâhi'l-Hamd, şu âyetin hakikati, îmân feyziyle, Yirminci Mektûb gibi risalelerde kat'î isbât ettiğimiz gibi herkesin kuvvet-i îmâniyesi nisbetinde inkişaf eden öyle bir nokta-i istinâd rûha ve kalbe verdi ki, o vaziyetin dehşetinden yüz derece ziyâde korkunç, zararlı musîbetlere karşı gelebilir bir kuvveti, îmân-ı Billâh’tan verdi. Ve şöyle ihtar etti ki: “Senin Hàlık’ın olan şu memleketin Mâlik-i Hakîkisinin emrine herşey musahhardır. Herşeyin dizgini Onun elindedir. Ona intisabın yeter.”

O Hàlık’ıma dayanıp tanıdıktan sonra, düşman sûretini alan bütün şeyler düşmanlıklarını terk ettiler, ağlattıran hazîn hâller beni

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.