İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 150 / 456
150

şekvâ ettirir. (Hâşiye) [^5] Hem ihlâsı kırar, riyâ kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik yolunu gösterir.

[^5]:(Hâşiye) Evet, hangi müsrif ile görüşsen, şekvâlar işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da yine dili şekvâ edecektir. En fakir, fakat kanâatkâr bir adamla görüşsen, şükür işiteceksin.

İktisad ise, kanâati intac eder. عَزَّ مَنْ قَنَعَ ذَلَّ مَنْ طَمَعَ hadîsin sırrıyla, kanâat, izzeti intac eder. Hem sa'ye ve çalışmaya teşci' eder. Şevkini ziyâdeleştirir, çalıştırır. Çünkü, meselâ bir gün çalıştı. Akşamda aldığı cüz'î bir ücrete kanâat sırrıyla, ikinci gün yine çalışır. Müsrif ise, kanâat etmediği için, ikinci gün daha çalışmaz. Çalışsa da şevksiz çalışır. Hem iktisaddan gelen kanâat, şükür kapısını açar, şekvâ kapısını kapatır. Hayatında dâima şâkir olur.

Hem kanâat vâsıtasıyla insanlardan istiğnâ etmek cihetinde, teveccühlerini aramaz. İhlâs kapısı açılır, riyâ kapısı kapanır.

İktisadsızlık ve isrâfın dehşetli zararlarını geniş bir dâirede müşâhede ettim. Şöyle ki: Ben, dokuz sene evvel mübârek bir şehre geldim. Kış münâsebetiyle o şehrin menâbi-i servetini göremedim. Allah rahmet etsin, oranın müftüsü birkaç defa bana dedi: “Ahâlimiz fakirdir.” Bu söz benim rikkatime dokundu. Beş-altı sene sonraya kadar, dâima o şehir ahâlisine acıyordum.

Sekiz sene sonra yazın yine o şehre geldim. Bağlarına baktım. Merhum müftünün sözü hâtırıma geldi. “Fesübhânallâh” dedim. “Bu bağların mahsulâtı, şehrin hâcetinin pek fevkındedir. Bu şehir ahâlisi pek çok zengin olmak lâzım gelir.” Hayret ettim. Beni aldatmayan ve hakikatlerin derkinde bir rehberim olan bir hâtıra-i hakikatle anladım: İktisadsızlık ve isrâf yüzünden bereket kalkmış ki, o kadar menâbi-i servetle beraber, o merhum müftü “Ahâlimiz fakirdir” diyordu. Evet, zekât vermek ve iktisad etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, isrâf etmek ile zekât vermemek, sebeb-i ref'-i bereket olduğuna hadsiz vâkıât vardır.

İslâm hükemâsının Eflâtunu ve hekimlerin şeyhi ve feylesofların üstadı, dâhî-i meşhûr Ebû Ali İbn-i Sînâ, yalnız tıb noktasında, ﴾ كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا ﴿ âyetini şöyle tefsir etmiş, demiş:

جَمَعْتُ الطِّبَّ فيِ بَيْتَيْنِ جَمْعًا ❀ وَحُسْنُ الْقَوْلِ فيِ قَصْرِ الْكَلَامِ

فَقَلِّلْ اِنْ اَكَلْتَ وَبَعْدَ اَكْلٍ تَجَنَّبْ ❀ وَالشِّفَاءُ فِي الْاِنْهِضَامِ

وَلَيْسَ علَى النُّفُوسِ اَشَدُّ حَالًا ❀ مِنْ اِدْخَالِ الطَّعَامِ علَى الطَّعَامِ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.