İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 76 / 456
76

ve küfür içine düştüğünü tevehhüm edip îmândaki yakìninin zâil olduğunu zanneder, ye'se düşer, o ye'sle şeytana maskara olur. Şeytan hem ye'sini, hem o zaîf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir; ya divâne olur, yâhut “Herçi-bâdâ bâd” der, dalâlete gider.

Şeytanın bu desîsesinin mâhiyeti ne kadar esâssız olduğunu bazı risalelerde beyân ettiğimiz gibi, burada icmâlen bahsedeceğiz. Şöyle ki:

Nasıl ki, aynada yılanın sûreti ısırmaz ve ateşin misâli yandırmaz ve murdarın aksi telvîs etmez. Öyle de, hayâl veya fikir âyinesinde küfriyâtın ve şirkin akisleri ve dalâletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayâlleri i'tikàdı bozmaz, îmânı tağyîr etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünkü meşhûr kaidedir ki, “Tahayyül-ü şetm şetm olmadığı gibi, tahayyül-ü küfür dahi küfür değil ve tasavvur-u dalâlet de dalâlet değil.”

Îmândaki şek mes'elesi ise, imkân-ı zâtîden gelen ihtimaller, o yakìne münâfî değil ve o yakìni bozmaz. İlm-i usûl-i dinde kavâid-i mukarreredendir ki, اِنَّ الْاِمْكَانَ الذَّاتِىَّ لَا يُنَافِي الْيَقِينَ الْعِلْمِىَّ Meselâ, Barla Denizi su olarak yerinde bulunduğuna yakìnimiz var. Hâlbuki zâtında mümkündür ki, o deniz, bu dakikada batmış olsun. Ve batması mümkinâttandır. Bu imkân-ı zâtî, mâdem bir emâreden neş'et etmiyor, zihnî bir imkân olamaz ki, şek olsun. Çünkü yine ilm-i usûl-i dinde bir kaide-i mukarreredir ki,لَا عِبْرَةَ لِلْاِحْتِمَالِ الغَيْرِ النَّاشِئِ عَنْ دَلِيلٍ Yani, "Bir emâreden gelmeyen bir ihtimal-i zâtî ise, bir imkân-ı zihnî olmaz ki şübhe verip ehemmiyeti olsun"

İşte bu desîse-i şeytaniyeye ma'rûz olan bîçâre adam, hakàik-ı îmâniyeye yakìnini böyle zâtî imkânlar ile kaybediyor zanneder. Meselâ, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, beşeriyet itibariyle çok imkân-ı zâtiye hâtırına geliyor ki, îmânın cezm ve yakìnine zarar vermez. Fakat o zarar verdi zanneder, zarara düşer.

Hem bazen şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde Cenâb-ı Hak hakkında fenâ sözler söyler. O adam zanneder ki, onun kalbi bozulmuş ki böyle söylüyor; titriyor. Hâlbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızâsı delildir ki, o sözler kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.

Hem insanın letâifi içinde teşhîs edemediğim bir-iki latîfe var ki, ihtiyar ve irâdeyi dinlemezler; belki de mes'ûliyet altına da giremezler. Bazen o latîfeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: “Senin isti'dâdın hakka ve îmâna

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.