İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 349 / 456
349

şuûrsuz kalması imkân haricindedir. Demek gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayatdâr vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-i semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniyeye mazhar olacak olan zîşuûr, zîhayat ve semâvâta münâsib sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir.

Hem hayatın sırr-ı mâhiyeti “peygamberlere îmân” rüknüne bakıp remzen isbât eder. Evet, mâdem kâinât hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelînin bir cilve-i a'zamıdır, bir nakş-ı ekmelidir, bir san'at-ı ecmelidir. Mâdem Hayat-ı Sermediye, resûllerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir. (Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o Hayat-ı Ezeliye bilinmez. Nasıl ki bir adamın söylemesiyle diri ve hayatdâr olduğu anlaşılır; öyle de, bu kâinâtın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitâb eden bir Zâtın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek, peygamberler ve ellerinde nâzil olan kitaplardır.) Elbette kâinâttaki hayat, kat'î bir sûrette Hayy-ı Ezelînin vücûb-u vücûduna kat'î şehâdet ettiği gibi; o Hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan “irsâl-i rusül” ve “inzâl-i kütüb” rükünlerine bakar, remzen isbât eder. Ve bilhassa risalet-i Muhammediye (A.S.M.) ve vahy-i Kur'ânî, hayatın rûhu ve aklı hükmünde olduğundan, bu hayatın vücûdu gibi hakkâniyetleri kat'îdir denilebilir.

Evet, nasıl ki hayat bu kâinâttan süzülmüş bir hülâsadır; ve şuûr ve his dahi hayattan süzülmüş, hayatın bir hülâsasıdır; akıl dahi şuûrdan ve histen süzülmüş, şuûrun bir hülâsasıdır; ve rûh dahi, hayatın hàlis ve sâfî bir cevheri ve sâbit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) dahi, hayat ve rûh-u kâinâttan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsadır; ve risalet-i Muhammediye dahi (A.S.M.), kâinâtın his ve şuûr ve aklından süzülmüş en sâfî hülâsasıdır. Belki maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.), âsârının şehâdetiyle, hayat-ı kâinâtın hayatıdır. Ve risalet-i Muhammediye (A.S.M.) şuûr-u kâinâtın şuûrudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur'ân dahi, hayatdâr hakàikının şehâdetiyle, hayat-ı kâinâtın rûhudur ve şuûr-u kâinâtın aklıdır.

Evet, evet, evet! Eğer kâinâttan risalet-i Muhammediyenin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinât vefât edecek. Eğer Kur'ân gitse, kâinât divâne olacak ve küre-i arz kafasını, aklını kaybedecek, belki şuûrsuz kalmış olan başını bir seyyâreye çarpacak, bir kıyâmeti koparacak.

Hem hayat, “îmân-ı bilkader” rüknüne bakıp, remzen isbât eder. Çünkü mâdem hayat âlem-i şehâdetin ziyâsıdır ve istilâ ediyor; ve vücûdun neticesi ve gayesidir; ve Hàlık-ı Kâinâtın en câmi' âyinesidir; ve fa'âliyet-i Rabbâniyenin en mükemmel enmûzeci ve fihristesidir, temsîlde hatâ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.