İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 347 / 456
347

Bu ise yüz derece bâtıldır. Demek bu hayat-ı dünyeviye, âhirete îmân rüknünü kat'î isbât ediyor ve her baharda haşrin üç yüz binden ziyâde nümûnelerini gözümüze gösteriyor.

Acaba senin cisminde, senin bahçende ve senin vatanında senin hayatına lâzım ve münâsib bütün levâzımatı ve cihâzâtı hikmet ve inâyet ve rahmetle ihzar eden ve vaktinde yetiştiren, hattâ senin midenin bekà ve yaşamak arzusuyla ettiği hususî ve cüz'î olan rızık duâsını bilen ve işiten ve hadsiz lezîz taamlarla o duânın kabûlünü gösteren ve mideyi memnun eden bir Mutasarrıf-ı Kadîr, hiç mümkün müdür ki, seni bilmesin ve görmesin? Ve nev'-i insanın en büyük gayesi olan hayat-ı ebediyeye lâzım esbâbı ihzar etmesin? Ve nev'-i insanın en büyük, en ehemmiyetli, en lâyık ve umumî olan bekà duâsını, hayat-ı uhreviyenin inşâsıyla ve Cennetin icâdıyla kabûl etmesin? Ve kâinâtın en mühim mahlûku, belki zeminin sultanı ve neticesi olan nev'-i insanın Arşı ve ferşi çınlatan umumî ve gayet kuvvetli duâsını işitmeyip, küçük bir mide kadar ehemmiyet vermesin, memnun etmesin, kemâl-i hikmetini ve nihâyet rahmetini inkâr ettirsin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!

Hem hiç kàbil midir ki, hayatın en cüz'îsinin pek gizli sesini işitsin, derdini dinlesin ve derman versin ve nâzını çeksin ve kemâl-i i'tinâ ve ihtimam ile beslesin ve ona dikkatle hizmet ettirsin ve büyük mahlûkatını ona hizmetkâr yapsın; ve sonra en büyük ve kıymetdâr ve bâkî ve nâzdâr bir hayatın gök sadâsı gibi yüksek sesini işitmesin? Ve onun çok ehemmiyetli bekà duâsını ve nâzını ve niyâzını nazara almasın? Âdeta bir neferin kemâl-i i'tinâ ile techizât ve idaresini yapsın ve mutî' ve muhteşem orduya hiç bakmasın? Ve zerreyi görsün, güneşi görmesin? Sivrisineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!

Hem hiçbir cihetle akıl kabûl eder mi ki, hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihâyet derecede şefkatli ve Kendi san'atını çok sever ve Kendini çok sevdirir ve Kendini sevenleri ziyâde sever bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyâde Kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâni'ini fıtraten perestiş eden, hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan rûhu, mevt-i ebedî ile i'dâm edip, Kendinden o sevgili muhibbini ve habîbini ebedî bir sûrette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencîde ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin? Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Bu kâinâtı cilvesiyle süslendiren bir cemâl-i mutlak ve umum mahlûkatı sevindiren bir rahmet-i mutlaka, böyle hadsiz bir çirkinlikten ve kubh-u mutlaktan ve böyle bir zulm-ü mutlaktan, bir merhametsizlikten, elbette nihâyetsiz derece münezzehtir ve mukaddestir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.