İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 323 / 456
323

﴿  وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَ ❀ اَلَّا تَطْغَوْا ف۪ي الْم۪يزَانِ ❀ وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْميِزَانَ  ﴾

âyetindeki, dört mertebe, dört nev'i mîzana işâret eden, dört defa mîzan zikretmesi, kâinâtta mîzanın derece-i azametini ve fevkalâde, pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet, hiçbir şeyde isrâf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakîki zulüm ve mîzansızlık yoktur.

Ve ism-i Kuddûsün cilve-i a'zamından gelen tanzîf ve nezâfet, bütün kâinâtın mevcûdâtını temizliyor, güzelleştiriyor. Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakîki nezâfetsizlik ve çirkinlik görünmüyor!

İşte, hakàik-ı Kur'âniyeden ve desâtir-i İslâmiyeden olan adâlet, iktisad, nezâfet hayat-ı beşeriyede ne derece esâslı birer düstur olduğunu anla. Ve ahkâm-ı Kur'âniye ne derece kâinâtla alâkadar ve kâinât içine kök salmış ve sarmış bulunduğunu ve o hakàikı bozmak, kâinâtı bozmak ve sûretini değiştirmek gibi, mümkün olmadığını bil!

Ve bu üç ziyâ-yı a'zam gibi, rahmet, inâyet, hafîziyet misillû yüzer ihâtalı hakikatler haşri, âhireti iktiza ve istilzam ettikleri hâlde, hiç mümkün müdür ki, kâinâtta ve umum mevcûdâtta hükümfermâ olan rahmet, inâyet, adâlet, hikmet, iktisad ve nezâfet gibi pek kuvvetli, ihâtalı hakikatler, haşrin ademiyle ve âhiretin gelmemesiyle merhametsizliğe, zulme, hikmetsizliğe, isrâfa, nezâfetsizliğe, abesiyete inkılâb etsinler?

Hâşâ! Yüz bin defa hâşâ! Bir sineğin hakk-ı hayatını rahîmâne muhâfaza eden bir rahmet, bir hikmet, acaba, haşri getirmemekle, umum zîşuûrların hadsiz hukuk-u hayatlarını ve nihâyetsiz mevcûdâtın nihâyetsiz hukuklarını zâyi' eder mi? Ve, tâbiri câizse, rahmet ve şefkatte ve adâlet ve hikmette hadsiz hassâsiyet ve dikkat gösteren bir haşmet-i Rubûbiyet ve kemâlâtını göstermek ve kendini tanıttırmak ve sevdirmek için bu kâinâtı hadsiz hàrika san'atlarıyla, ni'metleriyle süslendiren bir saltanat-ı Ulûhiyet, böyle, hem umum kemâlâtını, hem bütün mahlûkatını hiçe indiren ve inkâr ettiren haşirsizliğe müsâade eder mi? Hâşâ! Böyle bir cemâl-i mutlak, böyle bir kubh-u mutlaka, bilbedâhe, müsâade etmez.

Evet, âhireti inkâr etmek isteyen adam, evvelce bütün dünyayı bütün hakàikıyla inkâr etmeli. Yoksa dünya bütün hakàikıyla, yüz bin lisânla onu tekzîb ederek bu yalanında yüz bin derece yalancılığını isbât edecek. Onuncu Söz kat'î delillerle isbât etmiştir ki, âhiretin vücûdu, dünyanın vücûdu kadar kat'î ve şübhesizdir. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.