İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 319 / 456
319

Bulut süngeri, zemin bahçesine su serper, toz toprağı yatıştırır. Sonra, gökyüzünü çok zaman kirletmemek için, çabuk süprüntülerini toplayıp, kemâl-i intizamla çekilir, gizlenir. Göğün güzel yüzünü ve gözünü, silinmiş ve süpürülmüş, parıl parıl parlar gösteriyor.

Ve o evâmir-i tanzîfiyeyi, yıldızlar, unsurlar, mâdenler, nebâtlar dinledikleri gibi, bütün zerreler dahi dinliyorlar ki, hayret-engîz tahavvülât fırtınaları içinde o zerreler nezâfete dikkat ediyorlar. Bir yerde lüzumsuz toplanmıyorlar, kalabalık etmiyorlar. Mülevves olsalar çabuk temizleniyorlar. En temiz ve en nazîf ve en parlak ve en pâk vaziyetleri, en güzel, en sâf, en latîf sûretleri almak için, bir dest-i hikmet tarafından sevk olunuyorlar.

İşte bu tek fiil, yani, bir tek hakikat olan tanzîf, ism-i Kuddûs gibi bir İsm-i a'zamdan, kâinâtın dâire-i a'zamında görünen bir cilve-i a'zamdır ki, doğrudan doğruya mevcûdiyet-i Rabbâniyeyi ve vahdâniyet-i İlâhiyeyi, Esmâ-i Hüsnâsıyla beraber, güneş gibi, geniş ve dûrbîn gibi olan gözlere gösterir.

Evet nasıl ki, Risale-i Nur’un çok cüz'lerinde kat'î bürhânlarla isbât edilmiş ki, ism-i Hakem ve Hakîmin bir cilvesi olan fiil-i tanzim ve nizâm; ve ism-i Adl ve Âdilin bir cilvesi olan fiil-i tevzîn ve mîzan; ve ism-i Cemîl ve Kerîmin bir cilvesi olan fiil-i tezyîn ve ihsân; ve ism-i Rab ve Rahîmin bir cilvesi olan fiil-i terbiye ve in'âm; bu dâire-i a'zam-ı âlemde, herbiri bir tek hakikat ve bir tek fiil olduklarından, bir tek Zâtın vücûb-u vücûdunu ve vahdetini gösteriyorlar. Aynen öyle de, ism-i Kuddûsün bir mazharı ve bir cilvesi olan fiil-i tanzîf ve tathîr dahi, O zât-ı Vâcibü'l-Vücûdun hem güneş gibi mevcûdiyetini, hem gündüz gibi vahdâniyetini gösteriyorlar.

Ve mezkûr tanzim, tevzîn, tezyîn, tanzîf misillû o ef'âl-i hakîmâne, a'zamî dâirede vahdet-i nev'iyeleri noktasında bir tek Sâni'-i Vâhidi gösterdikleri gibi; esmâ-i Hüsnânın ekserîsinin, belki bin bir esmânın herbirinin böyle birer cilve-i a'zamı, bu dâire-i a'zamda vardır. Ve o cilveden gelen fiil, büyüklüğü nisbetinde vuzûh ve kat'iyyetle Vâhid-i Ehadi gösterir.

Evet, herşeyi kanun ve nizâmına itâat ettiren hikmet-i âmme; ve herşeyi süslendirip yüzünü güldüren inâyet-i şâmile; ve herşeyi sevindirip memnun eden rahmet-i vâsia; ve zîhayat herşeyi beslendirip lezzetlendiren rızk-ı umumî-i iâşe; ve herşeyi umum eşyaya münâsebetdâr ve müstefîd ve bir derece mâlik eden hayat ve ihyâ gibi, kâinâtın yüzünü güldüren, ışıklandıran bedîhî hakikatler ve Vahdânî fiiller, ziyâ güneşi gösterdiği gibi, bir tek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâk, Hayy ve Muhyî’yi bilbedâhe gösteriyorlar. Eğer herbiri birer bürhân-ı bâhir-i Vahdâniyet olan o yüzer geniş fiillerden tek birisi Vâhid-i Ehade verilmezse, yüzer vecihte muhâller lâzım gelir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.