İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 271 / 456
271

Ezcümle, bir ay bizi tecessüs eden memurlar, bir şey bahâne bulamadıklarından, bir pusula yazıp ki, “Said’in hizmetkârı bir dükkândan rakı almış, ona götürmüş”; o pusulayı imza ettirmek için hiç kimseyi bulamayıp, sonra yabânî ve sarhoş bir adamı yakalamışlar, tehdidkârâne “Gel bunu imza et” demişler. O da demiş: “Tövbeler tövbesi olsun, bu acîb yalanı kim imza edebilir?” Onları, pusulayı yırtmağa mecbur etmiş.

İkinci bir nümûne: Bilmediğim ve şimdi dahi tanımadığım bir zât, atını, beni gezdirmek için vermiş. Ben de rahatsızlığım için, teneffüs kasdı ile, ekser günlerde, yazda bir-iki saat gezerdim. O at ve araba sâhibine elli liralık kitab vermeğe söz vermiştim, tâ kaidem bozulmasın ve minnet altına girmeyeyim. Acaba bu işte hiçbir zarar ihtimali var mı? Hâlbuki, “O at kimindir?” diye, elli defa bizlerden hem vâli, hem adliyeciler, hem zâbıta ve polisler sordular. Güyâ büyük bir hâdise-i siyâsiye ve âsâyişe temâs eden bir vâkıadır! Hattâ, bu mânâsız soruşların kesilmesi için, iki zât hamiyeten, biri “At benimdir”, diğeri “Araba benimdir” dedikleri için, ikisini de benimle beraber tevkìf ettiler. Bu nümûnelere kıyâsen, çok çocuk oyuncaklarına seyirci olup, gülerek ağladık ve anladık ki, Risale-i Nur’a ve şâkirdlerine ilişenler maskara olurlar!

O nümûnelerden latîf bir muhâvere: Benim tevkìf kağıdımda sebeb “emniyeti ihlâl” suçu yazıldığından ben daha o pusulayı görmeden müddeiumuma dedim: “Seni geçen gece gıybet ettim. Emniyet müdürü hesabına beni konuşturan bir polise, ‘Eğer bin müddeiumumî ve bin emniyet müdürü kadar bu memlekette emniyet-i umumiyeye hizmet etmemiş isem –üç defa– Allah beni kahretsin’ dedim.”

Sonra, bu sırada, bu soğukta, en ziyâde istirahate ve üşümemeğe ve dünyayı düşünmemeğe muhtaç olduğum bir hengâmda, garazı ve kasdı ihsâs eder bir tarzda, beni bu tahammülün fevkınde bu tehcir ve tecrid ve tevkìf ve tazyîke sevk edenlere, fevkalâde iğbirar ve kızmak geldi. Bir inâyet, imdâda yetişti. Ma'nen kalbe ihtar edildi ki:

“İnsanların sana ettikleri ayn-ı zulümlerinde, ayn-ı adâlet olan kader-i İlâhînin büyük bir hissesi var. Ve bu hapiste, yiyecek rızkın var; o rızkın seni buraya çağırdı. Ona karşı rızâ ve teslîm ile mukàbele lâzım. Hikmet ve rahmet-i Rabbâniyenin dahi büyük bir hissesi var ki, bu hapistekileri nurlandırmak ve tesellî vermek ve size sevâb kazandırmaktır. Bu hisseye karşı, sabır içinde binler şükretmek lâzımdır. Hem senin nefsinin bilmediğin kusurlarıyla onda bir hissesi var. O hisseye karşı istiğfar ve tevbe ile, nefsine “Bu tokada müstehak oldun” demelisin. Hem gizli düşmanların desîseleriyle bazı sâfdil ve vehham memurları iğfal ile o zulme sevk etmek cihetiyle, onların da bir hissesi var. Ona karşı Risale-i Nur’un o münâfıklara vurduğu dehşetli manevî tokatlar, senin intikamını

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.