ve en zaîfi, yavrulardır. Hâlbuki, rahmetin en şirin ve en güzel cilvesine mazhar, yine onlardır. Bir ağacın başındaki yuvada bir yavrunun aczi, annesini en mutî' bir nefer gibi, rahmetin cilvesi istihdam ediyor. Etrafı gezer, rızkını getirir. Ne vakit o yavru, kanatlarının kuvvetlenmesiyle aczini unutsa, vâlidesi ona “Sen git rızkını ara” der, daha onu dinlemez.
İşte bu sırr-ı rahmet yavruların hakkında cereyan ettiği gibi, za'f ve acz noktasında yavrular hükmüne geçen ihtiyarlar hakkında da cârîdir. Bana kanâat-ı kat'iyye verecek derecede tecrübeler vardır ki, nasıl çocukların aczlerine binâen, rahmet tarafından, rızıkları hàrika bir sûrette memeler musluklarından gönderiliyor ve akıttırılıyor; öyle de, masûmiyet kesb eden îmânlı ihtiyarların rızıkları da, bereket sûretinde gönderiliyor. Hem bir hânenin bereket direği, o hânedeki ihtiyarlar olduğu; hem bir hâneyi belâlardan muhâfaza edici, içindeki beli bükülmüş masûm ihtiyarlar ve ihtiyareler bulunduğu, (Hâşiye) [^5] hadîs-i şerîfin bir parçası olan لَوْ لَا الشُّيُوخُ الرُّكَّعُ لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْبَلَاءُ صَبًّا yani, “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti” diye fermân etmekle, bu hakikati isbât ediyor.
[^5]: (Hâşiye) Hadîsin tamamı وَلَوْلاَ الْبَهَائِمُ الرُّتَّعُ وَالصُّبْيَانُ الرُّضَّعُ ilâ âhir (ev kemâkàl).
İşte, mâdem ihtiyarlıktaki za'f ve acz, bu derece Rahmet-i İlâhiyenin celbine medârdır. Ve mâdem Kur'ân-ı Hakîm,
﴿ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَر۪يمًا ❀ وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يرًا ﴾
âyetiyle, beş cihetle gayet mûcizâne bir sûrette ihtiyar peder ve vâlideye karşı hürmete ve şefkate evlâdları dâvet ediyor. Ve mâdem İslâmiyet dini, ihtiyarlara hürmet ve merhameti emrediyor. Ve mâdem insaniyet fıtratı, ihtiyarlara karşı hürmet ve merhameti iktiza ediyor. Elbette biz ihtiyarlar, gençlik iştihâsıyla olan muvakkat bir zevk-i maddî yerine, manevî ve dâimî ve mühim inâyet-i İlâhiyeden ve rikkat-i cinsiyeden gelen rahmet ve hürmet; ve rahmet ve hürmetten neş'et eden ezvâk-ı rûhâniyeyi alıyoruz. O hâlde biz bu ihtiyarlığımızı yüz gençliğe değişmemeliyiz. Evet, ben kendim sizi te'min ediyorum ki, Eski Said’in on senelik gençliğini bana
