Elcevab: Yirminci Mektûbun Onuncu Kelimesi olan وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ beyânında, o sır gayet vâzıh ve kat'î ve mukni' bir tarzda beyân edilmiş. Hususan o mektûbun zeylinde daha ziyâde vuzûh ile isbât edilmiş ki, bütün mevcûdât, Sâni'-i Vâhide isnâd edildiği vakit, bir tek mevcûd hükmünde kolaylaşır. Eğer Vâhid-i Ehade verilmezse, bir tek mahlûkun icâdı bütün mevcûdât kadar müşkülleşir. Ve bir çekirdek, bir ağaç kadar suûbetli olur.
Eğer Sâni'-i Hakîkisine verilse, kâinât bir ağaç gibi ve ağaç bir çekirdek gibi ve Cennet bir bahar gibi ve bahar bir çiçek gibi kolaylaşır, sühûlet peydâ eder. Ve bilmüşâhede görünen hadsiz mebzûliyet ve ucuzluğun ve her nev'in sühûletle kesret-i efrâdı bulunmasının ve kesret-i sühûlet ve sür'atle muntazam, san'atlı, kıymetli mevcûdâtın kolayca vücûda gelmesinin sırlarına medâr olan ve hikmetlerini gösteren yüzer delillerinden ve başka risalelerde tafsîlen beyân edilen bir-ikisine muhtasar bir işâret ederiz.
Meselâ, nasıl ki yüz nefer bir zâbitin idaresine verilse, bir neferin yüz zâbitin idarelerine verilmesinden yüz derece daha kolay olduğu gibi; bir ordunun techizât-ı askeriyesi bir merkez, bir kanun, bir fabrika ve bir pâdişahın emrine verildiği vakit, âdeta kemiyeten bir neferin techizâtı kadar kolaylaştığı gibi, bir neferin techizât-ı askeriyesi müteaddid merkezlere, müteaddid fabrikalara, müteaddid kumandanlara havâlesi de, âdeta bir ordunun techizâtı kadar kemiyeten müşkülâtlı oluyor. Çünkü, bir tek neferin techizâtı için, bütün orduya lâzım olan fabrikaların bulunması gerektir.
Hem bir ağacın, sırr-ı vahdet cihetiyle, bir kökte, bir merkezde, bir kanun ile mevâdd-ı hayatiyesi verildiğinden, binler meyve veren o ağaç, bir meyve kadar sühûletli olduğu bilmüşâhede görünür.
Eğer vahdetten kesrete gidilse, herbir meyveye lâzım mevâdd-ı hayatiye başka yerden verilse, herbir meyve bir ağaç kadar müşkülât peydâ eder. Belki ağacın bir enmûzeci ve fihristesi olan bir tek çekirdek dahi, o ağaç kadar suûbetli olur. Çünkü bir ağacın hayatına lâzım olan bütün mevâdd-ı hayatiye bir tek çekirdek için de lâzım oluyor.
İşte bu misâller gibi yüzler misâller var, gösteriyorlar ki, Vahdette nihâyet derecede sühûletle vücûda gelen binler mevcûd, şirkte ve kesrette bir tek mevcûddan daha ziyâde kolay olur. Sâir risalelerde bu hakikat iki kere iki dört eder derecede isbât edildiğinden, onlara havâle edip, burada yalnız bu sühûlet ve kolaylığın, ilim ve kader-i İlâhî ve kudret-i Rabbâniye nokta-i nazarında gayet mühim bir sırrını beyân edeceğiz. Şöyle ki:
