İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 189 / 456
189

Çünkü, çiçekler için saksılık vazifesini gören bir kâse toprak içine tohumları nöbetle atılan umum çiçeklerin birbirinden çok ayrı olan şekil ve hey'etlerini teşkil ve tasvir edebilir bir kàbiliyeti, bilfiil görülüyor. Eğer Kadîr-i Zülcelâl'e verilmezse, o vakit, o kâsedeki toprakta, herbir çiçek için manevî, ayrı, tabîi bir makinesi bulunmazsa, bu hâl vücûda gelemez.

Çünkü tohumlar ise, nutfeler ve yumurtalar gibi, maddeleri birdir. Yani, müvellidü'l-mâ, müvellidü'l-humuza, karbon, azotun intizamsız, şekilsiz, hamur gibi halîtasından ibaret olmakla beraber; hava, su, harâret, ziyâ dahi, herbiri basit ve şuûrsuz ve herşeye karşı sel gibi bir tarzda gittiğinden, o hadsiz çiçeklerin teşkilleri ayrı ayrı ve gayet muntazam ve san'atlı olarak o topraktan çıkması, bilbedâhe ve bizzarûre iktiza ediyor ki, o kâsede bulunan toprakta, ma'nen Avrupa kadar, manevî ve küçük mikyâsta matbaaları ve fabrikaları bulunsun. Tâ ki, bu kadar hayatdâr kumaşları ve binler ayrı ayrı nakışlı mensûcâtları dokuyabilsin.

İşte, tabîiyyûnların fikr-i küfrîleri ne derece dâire-i akıldan haric saptığını kıyâs et. Ve tabiatı mûcid zanneden insan sûretindeki ahmak sarhoşlar “mütefennin ve akıllıyız” diye da'vâ ettikleri hâlde, akıl ve fenden ne kadar uzak düştüklerini ve mümteni' ve hiçbir cihetle mümkün olmayan bir hurâfeyi kendilerine meslek ittihàz ettiklerini gör, gül ve tükür!

Eğer desen: Mevcûdât tabiata isnâd edilse böyle acîb muhâller olur, imtina' derecesinde müşkülât olur. Acaba Zât-ı Ehad ve Samede verildiği vakit o müşkülât nasıl kalkıyor? Ve o suûbetli imtina', o sühûletli vücûba nasıl inkılâb eder?

Elcevab: Birinci Muhâlde, nasıl ki güneşin cilve-i in'ikâsı kemâl-i sühûletle, külfetsiz, en küçük zerrecik camdan tut, tâ en büyük bir denizin yüzüne kadar feyzini ve te'sirini misâlî güneşçiklerle gayet kolaylıkla gösterdikleri hâlde; eğer güneşten nisbeti kesilse, o vakit herbir zerrecikte tabîi ve bizzat bir güneşin haricî vücûdu, imtina' derecesinde bir suûbetle olabilmesi kabûl edilmek lâzım gelir.

Öyle de, herbir mevcûd, doğrudan doğruya Zât-ı Ehad ve Samede verilse, vücûb derecesinde bir sühûlet, bir kolaylık ile ve bir intisab ve cilve ile, herbir mevcûda lâzım herbir şey ona yetiştirilebilir.

Eğer o intisab kesilse ve o memuriyet başıbozukluğa dönse ve herbir mevcûd kendi başına ve tabiata bırakılsa, o vakit imtina' derecesinde yüz bin müşkülât ve suûbetle, sinek gibi bir zîhayatın, kâinâtın küçük bir fihristesi olan gayet hàrika makine-i vücûdunu icâd eden, içindeki kör tabiatın, kâinâtı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet sâhibi olduğunu farz etmek lâzım gelir. Bu ise bir muhâl değil, belki binler muhâldir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.