Evet, Kur'ân-ı Hakîmin mu'cizâne belâğat-i ifâdesi bu cümle ile çok mesâili ders veriyor. Evvelâ: Zülkarneyn’in mağrib tarafına seyahati, şiddet-i harâret zamanında ve bataklık tarafına ve güneşin gurûb âvânına ve volkanlı bir dağın fışkırması vaktine tesâdüf ettiğini beyân etmekle, Afrika’nın tamam istilâsı gibi çok ibretli mes'elelere işâret eder.
Ma'lûmdur ki, görünen hareket-i şems zâhirîdir ve küre-i arzın mahfî hareketine delildir, onu haber veriyor. Hakikat-i gurûb murad değildir. Hem çeşme, teşbihtir. Uzaktan, büyük bir deniz küçük bir havuz gibi görünür. Harâretten çıkan sis ve buharlar ve bataklıklar arkasında görünen bir denizi, çamur içinde bir çeşmeye teşbihi ve Arapça hem çeşme, hem güneş, hem göz mânâsında olan ﴾عَيْنٍ﴿ kelimesi, esrâr-ı belâğatça gayet mânidâr ve münâsibdir. (Hâşiye) [^2] Zülkarneyn’in nazarında uzaklık cihetiyle öyle göründüğü gibi, Arş-ı A'zamdan gelen ve ecrâm-ı semâviyeye kumanda eden semâvî hitâb-ı Kur'ânî bir misâfirhâne-i Rahmâniyede sirâc vazifesini gören musahhar güneşi Bahr-i Muhît-i Garbî gibi bir çeşme-i Rabbânîde gizleniyor demesi, azametine ve ulviyetine yakışıyor ve mu'cizâne üslûbu ile, denizi harâretli bir çeşme ve dumanlı bir göz gösterir. Ve semâvî gözlere öyle görünür.
[^2]: (Hâşiye) ﴾ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ ﴿ deki ﴾ عَيْنٍ ﴿ tâbiri, esrâr-ı belâğatça latîf bir mânâyı remzen ihtar ediyor. Şöyle ki: "Semâ yüzü, güneş gözüyle zeminin yüzündeki cemâl-i rahmeti seyirden sonra, zemin dahi deniz gözüyle yukarıdaki azamet-i İlâhiyeyi temâşâyı müteâkib o iki göz birbiri içine kapanırken, rû-yi zemindeki gözleri kapıyor" diye, mu'cizâne bir kelime ile hatırlatıyor ve gözler vazifesine paydos işâretine işâret ediyor.
Elhâsıl: Bahr-i Muhît-i Garbîyi “çamurlu bir çeşme” tâbiri, Zülkarneyn’e nisbeten uzaklık noktasında o büyük denizi bir çeşme gibi görmüş. Kur'ân’ın nazarı ise herşeye yakın olduğu cihetle, Zülkarneyn’in galat-ı his nev'indeki nazarına göre bakamaz. Belki Kur'ân semâvâta bakarak geldiğinden, küre-i arzı kâh bir meydân, kâh bir saray, bazen bir beşik, bazen bir sahife gibi gördüğünden; sisli, buharlı, koca Bahr-i Muhît-i Atlas-ı Garbîyi bir çeşme tâbir etmesi, azamet-i ulviyetini gösteriyor. ∗∗∗
