İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 85 / 267
85

eyledi. Yalnız, Risale-i Nurun kahramanlarından baba-oğulun meşrebleri ayrı ayrı olduğundan, birbiriyle tam imtizaç edemediklerinden endişe ediyorum. Baba ne kadar haksız da olsa, oğul, onun rızâsını tahsil etmeye mecburdur. Oğul da ne kadar serkeş de olsa, baba, şefkat-i fıtriyesini ona karşı esirgemez ve esirgememeli. Değil böyle baba ve evlâd ve mümtâz seciyeli ve Risale-i Nurun baş şâkirdleri, belki birbirinden çok uzak ve düşman da olsalar Risale-i Nurun hatırı için Risale-i Nur şâkirdlerinin mâbeynindeki tefânî, birbirini tenkid etmemek, kusurunu affetmek düsturu ile bu iki kardeşim, dünyevî ve cüz'î ve hissî şeyleri medâr-ı münâkaşa etmesinler. Pederlik ve veledliğin iktiza ettiği hürmet ve şefkatle beraber, Nurun şâkirdliği iktiza ettiği kusura bakmamak ve affetmek ve benim çok sevdiğim iki kardeşim –benim hâtırım için– birbirini tenkid etmemek lâzım geliyor.

Umum kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyoruz. ∗∗∗

► (053) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Ma'nen ma'rûz kaldığım iki şıklı bir suâlin cevabıdır:

Birincisi: “Neden en ziyâde senin şahsın hakkında hüsn-ü zan eden ve sana büyük bir makam veren ve Risale-i Nurla çok kuvvetli irtibatı bulunan ve sen de onları çok sevdiğin hâlde, Hizmet-i Nuriyenin haricinde senin şahsın ile temâslarını istemiyorsun ve senin hakkında fazla hüsn-ü zan beslemeyeni sohbette tercih ediyorsun, daha ziyâde iltifat gösteriyorsun, nedendir?”

Elcevab: Otuzüçüncü Söz’ün İkinci Mektûbunda dediğim gibi: Bu zamanda insanlar, ihsânını, muhtaçlara çok pahalı satarlar. Meselâ: Benim gibi bir bîçâreyi, sâlih veya velî zannedip, sonra bir ekmek verir ve mukâbilinde makbûl bir duâ ister. Bu kadar fiat vermekten ise, bu ihsânı istemiyorum, diye hediyelerin adem-i kabûlüne bir sebeb gösterdiğim gibi; –Risale-i Nurun hàs şâkirdleri müstesnâ olarak– başkaları; beni, büyük bir makamda bilmekle, kuvvetli bir alâka ve hizmet gösterir. Hem mukâbilinde, dünyada, ehl-i velâyet gibi nurânî neticeleri ister. Sonra bize hizmeti ile ve alâkası ile manevî ihsân eder. Böylelerin bu nev'i ihsânlarına karşı, istediği fiata sâhib olamadığım için mahcûb oluyorum. Onlar da ehemmiyetsizliklerimi bildikleri vakit inkisar-ı hayâle uğrarlar, belki hizmette fütûra düşerler. Gerçi umûr-u uhreviyede hırs ve kanâatsizlik bir cihette makbûldür. Fakat mesleğimizde ve hizmetimizde –bazı ârızalar ile– inkisar-ı hayâl cihetiyle, şükür yerine, me'yûsiyetle şekvâ etmeğe sebeb olur; belki de hizmetten vazgeçer. Onun için mesleğimizde kanâat,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.