İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 177 / 267
177

► (143) ◄

Makine ile çıkan mecmuaların başında yazılacak fıkra şudur:

Risale-i Nurun bütün eczâlarını iki sene hem Ankara, hem Denizli mahkemeleri ve ehl-i vukûfu tedkikten sonra hem berâetimiz, hem umum Risale-i Nur eczâlarını bana teslîme müttefikan karar vermelerine binâen, neşirlerine bir mâni yoktur. Bana verilen Risale-i Nurdan birisi, bu mecmuanın eczâlarıdır.

Isparta’da hem mekteblerde, hem câmilerde din lehindeki icraatlar, Zülfikàr’ın manevî fütûhâtı sayılabilir. İnşâallâh, Isparta nasıl Nurların medresesi olmuş, başka vilâyetlere de ders veriyor, inşâallâh Şeâir-i İslâmiyede de birinci hüsn-ü misâl ve nümûne-i imtisal olacak. (Hâşiye) [^19]

[^19]: (Hâşiye) Ehl-i siyasete hiç bakmadığım hâlde, bugün tesâdüfen kulağıma girdi ki, bazı câmileri kaldırmak için bir mecliste, bir kısım dinsiz meb'ûslar çalışmışlar. Aynı vakitte beni tesmim (zehirlendirmesi) ve Hasan Feyzinin ölüm hastalığı tesâdüfe benzemiyor. Bu üç sû-i kasd aynı zamanda birbiriyle alâkadar görünüyor. İkisi şimdilik akîm kaldı, birisi bir kahramanı aldı.

∗∗∗

► (144) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Evvelâ: Bu şiddetli maddî ve manevî kışın, sıkıntılı maddî ve manevî hastalığı vaktinde dünyadan müfârakat ve pek çok alâkadar olduğum Nurcu kardeşlerimden iftirak ihtimalinden gelen elemler beni sıkarken, birden Sıddık Süleyman, Nur Santralı Sabri, umum o havâlideki kardeşlerim nâmına ve nesebî akrabalarımın da hesabına, Abdülmecîd ve Abdurrahman mânâsında buraya geldiler. Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum; onların gelmesi, bir panzehir hükmünde bana ilâç oldu. Ben de buradaki âdetime muhâlif olarak ne olursa olsun yanıma dâvet ettim, geldiler. İki-üç saat kadar tam bütün meraklarımı, hususan Barla’daki dostlarımın hâllerini anlamakla, Barla’daki eski zamanıma mesrûrâne bir seyahat-ı maneviye-i hayâlî yaptık. Ondan bir ferâh, bir inşirahla elîm sıkıntılarım zâil oldu. Onları bir-iki gün burada bırakmak isterdim. Fakat bu fenâ zaman ve buranın evhâmlı vaziyeti müsâade etmedi. Bu iki kardeşimizi, umumunuzun hesabına kabûl ettim. Ve kendime bedel, umumunuza iki canlı mektûb olarak gönderdim.

Sâniyen: İkinci gün, çok ziyâde merak ve alâka peydâ ettiğim dâru'l-fünûn gençlerinin, üniversite talebelerinin nâmına, şimdiden, dokuz tane hakîki Nurcu ve küçük Salâhaddinler ve Abdurrahmanlar nev'inde dâru'l-fünûnun tenvirine ciddi çalıştıklarını bildiren bir mektûb aldım. O küçük Abdurrahmanlar ise: Mustafa Oruç, Konyalı Ziya ve Sabri’nin mahdumu Feyzi ve Bahaeddin, Abdurrahîm ve Kastamonulu Ömer ve Azîz

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.