► (040) ◄
Azîz, Sıddık, çok Mübârek, çok Fa'âl, çok Hàlis, çok Kıymetdâr Kardeşim Husrev!
Senin bayramın ikinci gününde elime geçen mektûbun bir güvercin haber veriyor gibi geldiği aynı günde beni çok müteessir eden hâdise-i taarruziyeden neş'et eden elemlerime, kederlerime bir merhem, bir ilâç hükmüne geçti; bu mânâyı hâtıra getirdi: “Sana ihanet eden ehemmiyetsiz adamlara karşı, Gül ve Nur fabrikasının kahramanlarının hàrikulâde hürmet ve ihtiramları varken böyle bir-iki vicdânsızın hakaretine değil, milyonlarca düşmanların ihanetlerine karşı gelebilir ve hükümden iskàt edebilir” diye kalbime geldi. Fakat kendi şahsıma baktım ki; kurumuş, çürümüş, vazifesi bitmiş bir hurma çekirdeği hükmünde iken, Risale-i Nur bahçesinde bir derece o çekirdekten tezâhür eden meyvedâr, muhteşem koca bir ağaç nazarıyla baktığınızı gördüm. Sizin fevkalâde hüsn-ü zannınız o ağaçtan ileri geldiğini ve çekirdeğin de bir cihette, bir nev'i vesile olduğu cihetinde hüsn-ü zanna mazhar olmuş gördüm.
O mektûbun birinci sahifesi güzeldir; ben de iştirâk ediyorum. İkinci sahifede birkaç yerde kalem karıştırdım, ta'dil ettim. Ezcümle: Hazret-i Hasan Radıyallahu Anh’ın altı aylık hilâfeti ile beraber Risale-i Nurun Cevşenü'l-Kebîr’den ve Celcelûtiye’den aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilâfetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakàik-ı îmâniye noktasında Hazret-i Hasan Radıyallahu Anh’ın kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek tam beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Çünkü; adâlet-i hakîkiye ile bu asırda insanları mes'ûd edebilir bir isti'datta bulunan, Risale-i Nurdur ve onun şahs-ı manevîsi, Hazret-i Hasan Radıyallahu Anh’ın bir muâvini, bir mütemmimi, bir manevî veledi hükmündedir diye senin mektûbunu ta'dil ettim. Buna kıyâsen, sana vekâleten bir-iki yerde kalem karıştırdım. Fakat aynı günde mahkeme, kitaplarım içinde bana teslîm ettikleri mektûblar, müsveddeleri ve onların üstünde yeşil kalemle işâretlerine göre çok ehemmiyet verdikleri o müsveddeler içinde bu size yazdığım noksan bir parçayı gördüm, fesübhânallâh dedim. Mektûbuna benimle cevab ver diye mânâsını aldım. Belki bu parça “Lâhika”ya girmiş, ben de size aynını yazıyorum.
Parça budur:
“Benim çok kusurlu şahsıma hüsn-ü zan ile verdiğiniz makamlar cihetinde değil; belki vazifeye, hizmete bakıp o noktada bakmalısınız. Perde açılsa, benim baştan aşağıya kadar kusurât ile âlûde mâhiyetim, benden kaçmağa bir vesile olur. Sizi kardeşliğimden kaçırmamak, pişman etmemek için, şahsiyetime karşı haddimin pek fevkınde tasavvur ettiğiniz
