hàdimi olmak cihetinde güneş gibi îmânlar taşıyan bir kısım sahâbeler ve onlara benzeyen mücâhidînden, selef-i sâlihînden başka; siyasetçi, ekserce tam müttakì dindar olamaz. Tam ve hakîki dindar müttakì olanlar, siyasetçi olmazlar. Yani, maksad-ı aslî siyasetini yapanlarda din, ikinci derecede kalır, tebeî hükmüne geçer. Hakîki dindar ise, bütün kâinâtın en büyük gayesi ubûdiyet-i insaniyedir diye siyasete, aşk-ı merak ile değil, ikinci üçüncü mertebede onu dine ve hakikate âlet etmeğe –eğer mümkünse– çalışabilir. Yoksa, bâkî elmasları kırılacak âdi şişelere âlet yapar.
Elhâsıl: Nasıl ki sarhoşluk, hakîki vazifelerden gelen elemleri ve ihtiyaçları sarhoşlukla muvakkaten unutturduğu cihetle menhus ve kısa bir zevk verir; öyle de: Böyle fânî boğuşmaları ve hâdiseleri merakla takib etmek, bir nev'i sarhoşluktur ki; hakîki vazifelerden gelen ihtiyacât ve yapmamaktan gelen teellümâtı muvakkaten unutturduğu için, menhus bir zevk verir veya tehlikeli bir ye'se düşüp ﴾ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ ﴿ âyetindeki emr-i İlâhîye muhâlefet eder, tokada müstehak olur.
Veya ﴾ لاَ تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ ﴿ olan şiddetli tehdid-i İlâhî tokadına mazhar olur; zâlimlerin zulümlerine hasbî olarak ma'nen iştirâk eder; bil'istihkak cezasını da dünyada, âhirette çeker.
Yalnız ehemmiyetli bir endişe ve bir tesellî kalbime geliyor ki; bu geniş boğuşmaların neticesinde, eski harb-i umumîden çıkan zarardan daha büyük bir zarar, medeniyetin istinâdı, menba'ı olan Avrupa’da, deccâlâne bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi tesellîye medâr, Âlem-i İslâmın tam intibâhıyla ve yeni dünyanın, Hıristiyanlığın hakîki dinini düstur-u hareket ittihàz etmesiyle ve Âlem-i İslâmla ittifak etmesi ve İncil, Kur'âna ittihâd edip tâbi olması, o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semâvî bir muâvenetle dayanıp inşâallâh galebe eder.
Umum kardeşlerime birer birer selâm. Gelen veya geçen Leyle-i Kadirlerinizi tebrik ederiz. ∗∗∗
► (031) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Denizli’nin bir Husrevi Hasan Feyzi’nin uzunca, tafsilâtlı bir mektûbunu vâsıtanızla aldım. Ve bildim ki; nasıl bir dâne toprak altına konulur tâ çok dâneleri sünbül versin, aynen öyle de: Şehîd merhum Hâfız Ali o tarlada, toprak altına girdi, otuz-kırk Hâfız Alileri sünbül verdi ve verecek kanâatim geldi. Siz, benim tarafımdan ona ve Risale-i Nurun hizmetine çalışanlara yazınız ki:
