İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 141 / 267
141

► (096) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Evvelâ: Bir-iki hafta Husrev’in kalemiyle mektûbunu almadığımdan; ve Konya’ya gönderdiğim mecmuaların cevabı gelmediğinden; ve bir vekil-i dâhiliye başta olarak, düşmanlarımız, anarşistlerle beraber beni emsâlsiz tazyîklerinden; ve buradaki münâfıklar bazı sâfdil dostlarımızdan hem Eskişehir’e, hem Konya’ya kitaplar gönderdiğimi ve Asâ-yı Mûsa Mecmualarını aldığımı haber almalarından endişeler ederken, birden hiç emsâli görülmemiş bir buçuk metre kar ve dehşetli fırtına ve soğuk bu mevsimde gelmesi; bir hiddet, bir gadab, dört defa zelzeleler ve geçen sene yağmursuzluk gibi, Risale-i Nur ve şâkirdleriyle münâsebetdâr olabilir diye sordum: “Bu belâ umumîdir, yoksa Afyon ve Eskişehir Vilâyetlerine mi mahsûstur?”

Dediler ki: “O iki vilâyete mahsûstur.”

Ben de, Elhamdülillâh dedim. Demek Risale-i Nura ve şâkirdlerine umumî bir taarruz yoktur. Belki yalnız bana ve elimdeki Nurlara... Çok güvendiğim Eskişehir, Denizli gibi bir Medrese-i Nuriye olacağını tahmin ettiğim hâlde, Denizli’den on derece noksan kalmasının sebebi; onları da, Afyon ve Emirdağı gibi ürkütmektir. Her ne ise, merak etmeyiniz inşâallâh bu hâdise-i cevviye, aynı İstanbul mekteblerinin hâdisesi gibi, gizli masonları, niyet ettikleri yeni bir taarruzdan vazgeçirdi; inâyet-i Rabbâniye himâye ediyor.

Sâniyen: Bu defa yedi-sekiz mektûblarınızı aldım. Hususî cevablara hâlim, kalemim ve vaktim müsâade etmediğinden gücenmeyiniz. Mehmed Feyzi ve Emin’in mektûblarını, ilişmeden “Lâhika”ya geçirdik. O ikisi, sekiz sene hususî hizmetimde bulunmaları cihetiyle, haddimden çok ziyâde tavsifâtlarını bir nev'i manevî duâ ve sebeb-i teşvik ve kanâat, bir hüsn-ü zan ve tercümân-ı Nur haysiyetiyle üstadlarına bir alâmet-i sadâkat ve bir vesika-i i'tikàd ve irtibattır diye ilişmedim. Ve Feyzi’nin merhume vâlidesinin Risale-i Nur dersleriyle güzel ve nurânî vefâtı; Nurların, şâkirdlerine sekerât vaktinde ve sıkıntılı zamanlarında imdâda yetişmesine bir parlak nümûne olarak “Lâhika”ya girmesi münâsibdir.

Halîl İbrahim’in bu defaki mektûbunda kazâ ve kader-i İlâhîden ne kadar? nedendir? diye çok suâllerinin birden cevabı, bizlere mücâhidâne çok hasenât kazandıracak ve Nurlara herkesin nazar-ı dikkatini celbetmekle umuma okutmaktır. Fakat bir derece kazâ ve kadere i'tirâz mânâsını hayâle getirdiği için, şimdilik “Lâhika” ile ta'mîmi münâsib olmaz. Ve mektûbun âhirindeki Cevşenü'l-Kebîr’den alınan fıkralar, duâlar çok güzeldir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.