► (008) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
﴾ وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ ﴿ emriyle, kardeşlerimle bir meşverete muhtacım.
Azîz Sıddık Kardeşlerim!
Şimdi bir emr-i vâki karşısında bulunuyorum. Benim iâşem için her gün iki buçuk banknot, hem yeniden benim için bir hâne –mobilyasıyla beraber ve istediğim tarzda– yaptırmak için emir gelmiş. Hâlbuki elli-altmış senelik bir düstur-u hayatım bunu kabûl etmemek iktiza eder. Gerçi Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiye’de bir-iki sene maaşı kabûl ettim, fakat o parayı kitaplarımın tab'ına sarfederek ve ekserini meccânen millete verip, milletin malını yine millete iâde ettim.
Şimdi eğer mecbur olsam ve size ve Risale-i Nura zarar gelmemek için kabûl etsem, yine ileride millete iâde etmek üzere saklayacağım. Zarûret-i kat'iyye derecesinde kendime yalnız az bir parça sarf edeceğim. İşittim ki; eğer reddetsem; onlar, hususan lehimde iâşem için çalışanlar gücenecekler. Ve aleyhimde olanlar diyecekler: “Bu adam başka yerden iâşe ediliyor.” O bedbahtlar, iktisadın hàrikulâde bereketini bilmiyorlar ve iki günde beş kuruşluk ekmek bana kâfî geldiğini görmemişler ki, bütün bütün asılsız bir evhâma kapılıyorlar.
Eğer kabûl etsem, yetmiş senelik hayatım gücenecek; ve bu zamandan haber verip tama' ve maaş yüzünden bid'alara giren ve ihlâsı kaybeden âlimleri tokatlayan İmâm-ı Ali Radıyallahu Anh dahi benden küsecek ihtimali var; ve Risale-i Nurun hakîki ve sâfî olan ihlâsı beni de ihlâssızlıkla ittiham etmek ciheti var. Ben, hakikaten tahayyürde kaldım.
Ben işittim ki; eğer kabûl etmesem, beni daha ziyâde sıkacaklar ve belki Risale-i Nurun tam serbestiyetine ilişecekler. Hattâ şimdiki tazyîkleri, beni o iâşe tekliflerine mecbur etmek için imiş. Mâdem hâl böyledir. اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ kaidesiyle, zarûret derecesinde olsa, inşâallâh zarar vermez. Fakat ben reddettim; re'yinize havâle ediyorum.
Azîz kardeşlerim! Beni merak etmeyiniz. Ben her zahmette bir eser-i rahmet ve bir lem'a-i inâyet gördüğümden, sıkılmıyorum. Sizin gayret ve ciddiyetiniz ve yardımınız, her sıkıntıyı izâle eder, dâimî sürûr verir.
Burada, Abdülmecîd (kardeşim) hükmünde ve hânedânı da benim hânedânım olması cihetiyle en çalışkan ve fedâkâr Mustafa Acet, hem küçücük bir Husrev, hem küçücük bir Abdurrahman hükmünde Ceylan nâmında çok çalışkan bir çocuk, Risale-i Nura tam hizmet ediyor. ∗∗∗
