tashihinde sıkıntılarıma mukâbil, inâyet-i İlâhiye ücretimi ve ta'yinâtımı şirin bir sûrette veriyor.
Birisi: Kahraman Tahiri’nin teberrük olarak getirdiği tatlı lokmalar, acîb bir bereketle, her gün ikişer üçer yediğim hâlde bitmiyordu. Hayret ederdim. Bugün âdetimle iki alacaktım; baktım yalnız iki tane kalmış, iktisad için birisini aldım. Aynı saatte, Hıfzı’nın iki masûm evlâdının, bir kutu içinde yazdıkları nüshalar altında şekerden, ekmekten, aynen Tahiri’nin lokmaları gibi, hem onun mikdarında elime verildi. Ben, bu tatlı tevâfuktan zevk alırken, dünkü gün, aynı saatte çok harâretim vardı, çok su içiyordum. Canım, üryani erik hoşafı istedi. Ben bilmiyordum, unutmuştum; şiddetli bir arzu ile harâretimi teskin edecek eskide alıştığım ve çok istimâl ettiğim üryani erik, bir kutu içinde ve Âsiye’nin hàs arkadaşlarından Nurcu Şerîfe Hanımın şekeriyle elime verildi. Ben de bu çok tatlı tevâfukun hatırı için hem masûmların, hem onların teberrüklerini yüz misli kadar kabûl ettim.
Umumunuza binler selâm.
Said Nursî ∗∗∗
► (110) ◄
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz, Usanmaz, Çekinmez, Çekilmez Kardeşlerim!
Evvelâ: Bu yaz, derd-i maîşet cihetiyle ve bu şühûr-u selâse, ibâdet haysiyetiyle bir derece Nurların kitabetine fütûr verebilir diyenlere beyân ederiz ki: Bil'akis, yazmağa şevk verir.. ve vermek gerektir. Çünkü Nurun hizmeti; hem maîşet, hem rahat-ı kalbe bereketleriyle yardım ettiği gibi; ibâdet-i tefekkürî nev'inden olması cihetiyle, mübârek ayların sevâblarına büyük yardımı olur.
Sâniyen: Nurun bir şâkirdi bana dedi ki: “Geçen sene daha Nurlar bize teslîm olmadan ve hususî bir iâde neticesinde –burada rahmet dahi hususî bir derece tezâhürüyle– demiştin ki: ‘Ne vakit tam serbestiyetle Nurlar okunsa ve yazılsa ve bize iâde edilse, yağmurla, rahmet tam olacak.’ haber vermiştin. Hakikaten bu baharda hem Asâ-yı Mûsa her tarafta merakla yazılması ve okunması, hem Zülfikàr Mu'cizât yazılmasına şevkle başlanması bu emsâlsiz rahmete bir vesile olduğuna kat'î kanâatim geliyor” dedi.
∗∗∗
