mümkün oldukça yine yapacak. Gerçi geçen musîbette en ziyâde onlar üzüldüler, fakat ona mukâbil Risale-i Nurun geniş muzafferiyetinde o kasabanın ve o fedâkâr kardeşlerimizin hisseleri çok ehemmiyetlidir.
Hâfız Emin, mektûbunda diyor ki: “Ben mahkemeden kitaplarımı alamadım. Size gelmiş mi gelmemiş mi?” diye benden soruyor.
Siz ona selâmımla beraber yazınız ki: Seninki bana gelmediği gibi, sana İstanbul’a gönderdiğim kitaplarımdan da hiçbirisi elime geçmedi. Ve bilhassa İstanbul’a gönderdiğim “büyük kitab” nâmında içinde yirmi risaleden ziyâde bulunan mecmuayı çok araştırdımsa da bulamadım. Fakat, mâdem Risale-i Nur kendi kendine intişar ediyor ve muhtaç olanlara kendini okutturuyor, Hâfız Emin’e ve bizlere sevâb kazandırıyor; Hâfız Emin de, benim gibi, kitaplarının başka ellerde gezmesinden memnun olmalı.
Hem Küre’de, erkek ve hanım ne kadar Risale-i Nurla alâkadar varsa, onlara selâm ediyorum. Eskisi gibi şimdi de Küre’ye bir Medrese-i Nuriye nazarıyla bakıyorum. Hususan İhsân, Abdullâh, Abdurrahman’a selâm ediyorum; ne hâldedir? İnşâallâh eski parlak hizmeti devam ediyor. Tam bir Abdurrahman olduğunu isbât ettiği gibi, devam edecek.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz. ∗∗∗
► (078) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Hadsiz şükür olsun ki; Risale-i Nur yerine beni sıkıyorlar... benimle meşgul oluyorlar. Hiç merak etmeyiniz.
﴾ عَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ ﴿ sırrıyla, inşâallâh bu yeni hâdisede dahi bir hayır olacak.
Hâdise budur: Ceylan’ı ve iki arkadaşları –ki bana hizmet ediyorlardı– yanıma gelmelerini men'ettiler. Anahtarı onlardan aldılar, bekçilere verdiler. O bekçilerden birisi geliyor, su ve ekmek gibi işlerimi görüyor. Ben bunun sebebini bilemedim. Fakat bu kasabada bir parti münâzaası var. Çocuğun bir amcası (Hâşiye) [^8] bir taraftadır. Onun muârızları yapıyor ihtimali var.
[^8]:(Hâşiye) Merhum Abdullâh Çalışkandır. Demokrat Partiye muhâlefette iken intisab etmişti.
Hem, her tarafta Risale-i Nurun fütûhâtı ve hàriçten gelen anarşistlik müdâhalesi sebebiyet verdi zannederim. Ve Sandıklı’da elde edilen mektûbatla, bir vâsıta-i muhâbere olması bahânesiyle, bu sıkıntıyı verdiler. Siz hiç telâş etmeyiniz, bunun da hiç ehemmiyeti yoktur. Siz, yine eski gibi bana yazarsınız. Fakat ben, kendim çok yazamıyorum.
