► (023) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Kat'iyyen şek ve şübhemiz kalmadı ki; bu hizmetimizin neticesi olan Risale-i Nurun serbestiyetini değil yalnız biz ve bu Anadolu ve Âlem-i İslâm alkışlıyor, takdir ediyor; belki kâinât memnun olup cevv-i semâ, fezâ-yı âlem alkışlıyor ki; üç-dört ayda yağmura şiddet-i ihtiyaç varken gelmedi ve Denizli’de mahkemenin bilfiil teslîmine karar vermesi, yine Leyle-i Mi'râcda aynen Risale-i Nurun bir rahmet olduğuna işâreten Leyle-i Regâibe tevâfuk ederek kesretli melek-i ra'dın alkışlamasıyla ve rahmetin Emirdağı’nda gelmesi o teslîm kararına tevâfuk etmesi ve bir hafta sonra, demek Denizli’de vekillerin eliyle alınması hengâmlarında yine aynen Leyle-i Mi'râca ve Leyle-i Regâibe tevâfuk ederek aynen onlar gibi Cuma gecesinde kesretli rahmet ve yağmurun bu memlekette gelmesi, o tevâfuklarıyla kat'î kanâat verdi ki: Risale-i Nurun müsâderesine ve hapsine dört zelzelelerin tevâfuku Küre-i Arzca bir i'tirâz olduğu gibi, bu Emirdağı memleketinde dört ay zarfında yalnız üç Cuma gecesinde –biri Leyle-i Regâib, biri Leyle-i Mi'râc, biri de Şâbân-ı muazzamın birinci Cuma gecesinde– rahmetin kesretli gelmesi ve Risale-i Nurun da serbestiyetinin üç devresine tam tamına tevâfuk etmesi, küre-i havâiyenin bir tebriki, bir müjdesidir ve Risale-i Nurun da manevî bir rahmet ve yağmur olduğuna kuvvetli bir işârettir.
Ve en latîf bir emâre şudur ki; dün, birdenbire bir serçe kuşu pencereye geldi, vurdu. Biz, uçurmak için işâret ettik, gitmedi.
Mecbur oldum. Ceylan’a dedim: “Pencereyi aç; o ne diyecek?”
Girdi, durdu, tâ bu sabaha kadar; sonra odayı ona bıraktık, yatak odama geldim. Bu sabah çıktım, kapıyı açtım; yarım dakikada döndüm, baktım “Kuddûs, Kuddûs” zikrini yapan bir kuş odamda gördüm. Gülerek dedim: “Bu misâfir niçin geldi?” Tam bir saat bana baktı, uçmadı, ürkmedi. Ben de okuyordum; ekmek bıraktım; yemedi. Yine kapıyı açtım, çıktım, yarım dakikada geldim; o misâfir kayboldu.
Sonra bana hizmet eden çocuk geldi, dedi ki: “Ben bu gece gördüm ki, Hâfız Ali’nin kardeşi yanımıza gelmiş.”
Ben de dedim: Hâfız Ali ve Husrev gibi bir kardeşimiz buraya gelecek.
Aynı günde, iki saat sonra çocuk geldi dedi. Hâfız Mustafa geldi; hem Risale-i Nurun serbestiyetinin müjdesini, hem mahkemedeki kitaplarımı da kısmen getirdi; hem serçe kuşunun ve senin, hem kuddûs kuşunun tâbirini isbât etti –ki, tesâdüf olmadığını isbât etti–
Acaba emsâlsiz bir tarzda hem serçe kuşu acîb bir sûrette, hem kuddûs kuşu garîb bir sûrette gelip bakması, sonra kaybolması ve masûm çocuğun
