Ve Nurun kahramanlarından Mustafa Osman’ın Karabük’te perde altında fa'âliyetle Nura hizmetini ve o havâlideki ve Eflani’deki şâkirdlerin şevk ve gayretini Leyle-i Kadirleriyle beraber tebrik ediyoruz.
Hâşiye: Sirâcü'n-Nur’u tashih ederken, bu Ramazanda ehemmiyetli virdlerime tam vakit bulamadığımdan müteessir oldum. Birden ihtar edildi ki: Okuduğun bu mebhaslar, bir cihetle ibâdet olduğu gibi, hem aynı mârifetullâh ve zikrullâh ve huzur-u kalbî ve muhabbet-i îmâniye olmasından, senin noksan bıraktığın virdlerinin yerini tam doldurur. Ben de Elhamdülillâh dedim. ∗∗∗
► (188) ◄
Eğer kolay ise, İstanbul’a gönderilen kitaplar buraya da uğrasa münâsib olur. Benim için de yirmi-otuz nüsha İstanbul’da cildlense, bana gönderilse iyi olur. Şimdilik fiatı elimde yoktur ki göndereyim; hem çoklara da hediye vermeğe mecbur oluyorum.
Nurların erkânlarından bir-iki doktor, benim hastalığımın şiddetiyle beraber o hàlis, sâdık zâtlara hastalık noktasından müracaat etmeyip ve ilâçlarını da yemeyip çok ağır hastalıklar içinde onlarla meşveret etmeyerek ve şiddet-i ihtiyacım ve elemlerim içinde yanıma geldikleri vakit, hastalığa dair bahis açmadığımdan endişeli bir merak onlara geldiğinden, sırlı bir hakikati izhâra mecbur oldum. Belki size de fâidesi var diye yazıyorum. Onlara dedim ki:
“Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim; şeytanın telkiniyle zaîf bir damarımı arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlâs ile hizmetime zarar gelsin.
En zaîf damar ve dehşetli mâni, hastalık damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verdikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe eder; ‘zarûrettir, mecburiyet var’ der, rûh ve kalbi susturur, doktoru müstebid bir hâkim gibi yapar ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilâçlara itâate mecbur ediyor. Bu ise; fedâkârâne, ihlâsla hizmete zarar verir.
Hem gizli düşmanlarım da bu zaîf damarımdan istifadeye çalışmışlar ve çalışıyorlar. Nasıl ki korku ve tama' ve şân ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünkü, insanın en zaîf damarı olan ‘korku’ cihetinde bir halt edemediler, i'dâmlarına beş para vermediğimizi anladılar.
Sonra insanın bir zaîf damarı, ‘derd-i maîşet ve tama'’ cihetinde çok soruşturdular. Nihâyetinde, o zaîf damardan bir şey çıkaramadılar. Sonra onlarca tahakkuk etti ki: Onlar mukaddesâtını fedâ ettikleri dünya malı, nazarımızda hiç ehemmiyeti yok ve çok vukûâtlarla onlarca da tahakkuk
