tamamını okuyor gibi ve herbir mertebede, mukaddimesinde denildiği gibi Küre-i Arzın küllî dili benim hayâlen lisânım olup لَااِلٰهَاِلَّااللهُ der; ve denizler ve dağlar, o unsurların ve insan tabakàtlarının lisân-ı hâlleri benim dillerim olup لَااِلٰهَاِلَّااللهُ der diye, ben de herbir لَااِلٰهَاِلَّااللهُ dedikçe, ya bilisân-ı arz, ya bilisân-ı semâvât, ya bilisân-ı cevv, ya bilisân-ı anâsır derim... gibi. İnşâallâh, sonra size gönderilecek.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said Nursî ∗∗∗
► (032) ◄ İkramı İzhâr Mektûbunun Tetimmesi
İKRAMI İZHÂR MEKTÛBUNUN TETİMMESİ
(İşârât-ı Kur'âniyenin başında yazdık.)
Risale-i Nurun makbûliyetine imza basan ve gaybî işâretlerle ondan haber veren sekiz parçadan birinci parçadır.
Aynı mes'eleye bu risalede yirmidokuz işâret var. Sâir parçalar ile beraber bine yakın işâretler, rumûzlar, îmâlar, emâreler aynı mes'eleye, aynı da'vâya bakmaları sarâhat derecesindedir. Vahdet-i mes'ele cihetiyle, o emâreler birbirine kuvvet verir, te'yid eder. O sekizden üç tanesi: İmâm-ı Ali Radıyallahu Anh, üç kerâmet-i gaybiyesiyle Risale-i Nurdan haber vermiş.
Bu sekiz parçayı Ankara ehl-i vukûfu tedkik etmiş, i'tirâz etmemişler. Yalnız demişler: “Kerâmet sâhibi, kerâmetini yazmaz.”
Ben de onlara cevab verdim ki: Bu benim değil; Risale-i Nurun kerâmetidir. Risale-i Nur ise, Kur'ânın malıdır ve tefsiridir dedim, onlar sustular; demek kabûl ettiler. Gerçi bu çeşit ikramlar yazılmasaydı daha münâsib olurdu; fakat bu hadsiz ve kuvvetli ve kesretli düşmanlar karşısında az ve zaîf ve fakir olan bizlere kuvve-i maneviye ve gaybî imdâd ve teşci' ve sebat ve metânet vermek için mecburiyet-i kat'iyye oldu, ben de yazdım. Benim benliğime bir hodfürûşluk verip sükûtuma sebeb olsa da, ehemmiyeti yok. Bu hizmete, yani ehl-i îmânı dalâlet-i mutlakadan kurtarmağa, lüzum olsa dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatımı da fedâ etmek bir saâdet bilirim. Binler dostlarım ve kardeşlerim Cennete girmeleri için, Cehennemi kabûl ederim. ∗∗∗
