Aynı vakitte, hacca gidip yeni gelen Bolvadin’li bir Hasan yanıma geldi, Nur dâiresine girdi; risaleleri aldı, tenvir etmeğe başladı.
Üç-dört saat sonra, Emirdağ’ının bir Husrev’i ve Feyzi’si, çok hayırlı olan tabib Hayri yanıma geldi. Dedi: “Buranın ehemmiyetli bir mekteb muallimi Abdurrahman (Bu muallim aynen Feyzi kadar Nura hizmet etti) Nurlara talebe olmak istiyor. Kabûl etseniz, Asâ-yı Mûsa’yı vereceğiz.”
Dedim: “Veriniz.”
Hem, o merhum Hasan Feyzi gibi az zamanda çok hizmet eden kardeşimiz Mustafa Osman’ın o günde gelen mektûbunu gördüm ki; Kastamonu Lisesini kısmen bir cihette şereflendiren ve şimdi dâru'l-fünûnu nurlandırmağa çalışan mektebli Mustafa, Nur makinesi münâsebetiyle Nurlara zarar gelmemek için matbuât kanununu hatırlatıp ihtiyatkârâne muhâberesinden bahsediyor. (Hâşiye-1) [^15]
[^15]:(Hâşiye-1) Komünistliği, dinsizliği, anarşistliğin esâslarını neşreden bazı ceridelere matbuât kanunları ilişmediği hâlde, bu vatan ve milletin temel taşını muhâfazaya pek te'sirli bir sûrette hizmet eden Zülfikàr ve Asâ-yı Mûsa mecmualarının makinelerine nasıl ilişebilir ve neden ilişirler? Hakikaten hayret ediyorum.
Ben dedim: Hadsiz şükür olsun ki; bir muallim terhis edildi, onun bedeline iki Hasan ve iki Mustafa ve üç muallim ve bir çalışkan muallim, vazifeleri içinde Denizli kahramanının vazifesini görüyorlar. İşte bu hâl işâret eder ki: Nasıl Hâfız Ali gitti, Denizli onun yerine geldi, acısını unutturdu. Öyle de; bir Hasan Feyzi gitti, yerine bir dâru'l-fünûn gelecek, inşâallâh acısını unutturacak.
Umum kardeşlerime selâm. ∗∗∗
► (141) ◄
Evvelen: Kahraman Nazîf’in ve hakikaten Nazîf rûhunda ve sadâkatinde kendi arkadaşlarının makine ile vesâir cihette Nura hizmetleri, bu memleketi cidden minnetdâr edecek bir vaziyettedirler. Cenâb-ı Hak, onları muvaffak eylesin.. âmîn. Hususan makinelerinin mahsulâtı hem zînetli, hem açık, hem sıhhatli (Hâşiye-2) [^16] olmasından, büyük bir muvaffakıyettir. Cenâb-ı Hak, Nazîf’e çok Salâhaddinler, İbrahimler vermiş.
[^16]:(Hâşiye-2) Bu defaki yirmidört sahifede yalnız iki-üç noktada خ , ح olmuş, başka yok. Bir çok kelimesi noksan, mânâ anlaşılır; daha tamamına bakamadım.
Benim kendi hattımla Zülfikàr’ın başında bir parça yazımı istiyor. Gönderdiği yağlı dört sahifeyi kendi yazımla bu rahatsızlığım zamanımda bizzat yazamadığımdan, ben söyleyip benim dâimî kâtibim yazsın. Bazı kelimeleri ben yazacağım.
